İslâm dininin şartı, Allah’ın Kitabı Kuran’ı okumak, anlamak, yaşamak, tebliğ etmektir
MESAJLAR : KURAN'DAKİ HÜKÜMLÜ ÂYET'LERDEN BEYÂN'LAR / İFADELER

                                                                                                                                   

...  ALLAH'IN DİNİ İSLAM,   başka insanların yazdığı BAŞKA DİN KİTAPLARINDAN DEĞİL, EN DOĞRU ALLAH'IN KİTABI KURAN'DAN ÖĞRENİLİR. KURAN'DAKİ İSLÂM'I ÖĞRENMEK İÇİN, öğrenilmek istenen konu FİHRİST/TERİMLER/KONULAR menüsünden bulunup açılarak ilgili AYETLER'İN HEPSİ BİRLİKTE anlamları düşünülerek OKUNMALIDIR.

...   MESAJLAR başlığı altındaki bu sayfada yazılanlar, ALLAH TARAFINDAN AÇIKLANMIŞ OLAN KURAN'DAN benim okuyup, düşünüp anladığım, BEYANLAR / İFADELER ve MESAJLARDIR.  Bu mesajlarımı beyan/ifade etmemin sebebi ve amacı, insanlara DİN ÖĞRETMEK DEĞİL, çünkü DİNİ, sadece ALLAH, kitabı KURAN İLE ÖĞRETİR. Bazı cahil ya da gâfil insanların, "KURAN zordur, KURAN’I herkes anlayamaz, KURAN'I RESULULLAH'IN HADİSLERİ ve ÂLİMLER AÇIKLAR, namaz, oruç, hac, zekat vs gibi ibadetlerin açık, detaylı, şeklî tarifleri KURAN’DA yoktur, din ve İBÂDETLER'İN ŞEKLİ TARİFLERİNİ, hocalardan, alimlerden, mürşitlerden, evliyalardan ya da onların yazdıkları hadis, ilmihal ve din kitaplarından öğrenmek gerekir" diyerek, insanlara KURAN'IN anlamının GİZLİ ve anlaşılmasının ZOR olduğunu, KURAN'I ANLAYARAK OKUMAYA gerek olmadığını ve dini KURAN'DAN öğrenemiyeceklerini düşündüren, imâ ve telkin eden, sadece sevap kazanmak ümidiyle manasını bilmeden, anlamadan nağmeli gibi okunduğu için, insanları KURAN'A yabancılaştırıp soğutarak KURAN'DAKİ GERÇEK BİLGİLERDEN uzaklaştıran ya da  ölülere okunup-üflenen bir mezarlık kitabı olduğunu düşündürerek KURAN'DAN ürküten, YALAN VE YANLIŞ İDDİALARINA ve yönlendirmelerine, İTİRAZ EDİP, cevap vererek, KURAN AYETLERİNİ ön plana, GÖZ ÜNÜNE ÇIKARMAKTIR. Bu şekilde insanların dikkatlerini, RESULULLAH'IN sadece ELÇİ olduğu için, UYARICI ve MÜJDECİ olarak BEYAN/İFADE ve TEBLİĞ ettiği, açıklamasını RESULULLAH'IN HADİS'LERİ ve ÂLİM denilen insanlar DEĞİL, ALLAH'IN YAPMIŞ OLDUĞU, ANLAŞILMASI KOLAY OLAN, DİN VE İBADETLERİN YAPILIŞ ŞEKLİNİ EN DOĞRU, EN DETAYLI TARİF EDEN, TEK DİN KİTABI OLAN, ÖLÜLERE DEĞİL CANLI İNSANLARA OKUNMASI İLK FARZ EMİR OLAN HAYAT KİTABI, KURAN AYETLERİNE çekip, KURAN’A çağırmak amaçlı, önsöz, takdim, ilan, uyarı, sohbet ve söyleşi ifadeleridir. İnsan hata yapabilir. Ben yanlış anlamış, yanlış düşünmüş, hata etmiş olabilirim. Bu yazılar benim KURAN'DAN anladığım MESAJLARDIR, KURAN’IN AÇIKLAMASI DEĞİLDİR, KURAN TEFSİRİ DEĞİLDİR, DİNİN TARİFİ DEĞİLDİR, DİNİ ÖĞRETEN DİN KİTABI DEĞİLDİR. DOĞRU DİNİ ÖĞRENMEK İÇİN, benim ve diğer insanların anladıklarına, düşüncelerine, sözlerine, ifadelerine, mesajlarına ve yazdıklarına DEĞİL, ilgili  KONU ve TERİMİ  FİHRİST/TERİMLER/KONULAR menüsünden bulup tıklayarak, DİREKT KURAN AYETLERİNE BAKILMALI, İLGİLİ AYETLER HEPSİ BERABER OKUYARAK veya  DİNLEYEREK ÖĞRENİLMELİDİR.

...   KURAN, sadece sevap kazanmak amacıyla ya da ölülere nağmeli bir şekilde okuyup üflemek için manaları düşünülmeden bilinçsizce okunduğu için, anlamları gündem dışı yapılarak unutturulan, kasıtlı ya da kasıtsız olarak saklanıp, gizlenen ALLAH’IN AÇIK AYETLERİNİ, MESAJLARINI VE BEYANLARINI ve GERÇEKLERİ GÖRÜNÜZ. Böylece ALLAH’IN KİTABI KURAN'DA TARİF ETTİĞİ VE RESULULLAH'IN da örnek olarak, okuyup, yaşayarak ispatladığı, HER İNSANIN KENDİ KENDİNE KURAN'DAN KOLAY ANLAYIP, ÖĞRENİP, PRATİK YAŞAYABİLECEĞİ, BU KOLAY İSLÂM DİNİNİN ve İBADETLERİN KURAN'DA DETAYLI TARİF EDİLDİKLERİNİ GÖRÜNÜZ, Alim, Hoca, İmam, Mürşit, Veli, Evliya vs ünvanlı insanların tarih, menkıbe, hikaye, hurafe, rüya, adet, gelenek-görenek, dedi-kodu, şahsi fikir ve görüş ilaveleriyle, DİNİ nasıl çeşitlendirip, farklılaştırıp, değiştirip, zorlaştırdıklarını ve tıpkı Hıristiyan, Yahudi ve diğer batıl din mensubu RUHBANLAR GİBİ, birbirlerini kutsal ve mübarek ilan edip ruhbanlar sınıfına benzer İLÂHİYATÇILAR, din adamları, din görevlileri SINIFLARI oluşturarak, insanların hangisinden en doğru dini öğreneceklerini bilmeden bocaladıkları, kafalarını karıştırdıkları, mezhep ve fırkalara bölündükleri YÜZLERCE, BİNLERCE DİN KİTAPLARI yazarak, uzmanlık gerektiren Profesyonel bir MESLEK haline getirdiklerini GÖRÜNÜZ. ALLAH’IN DİNİ İSLÂMİYET'İ, ALLAH TARAFINDAN AÇIKLANMIŞ OLAN, ANLAŞILMASI, ÖĞRENİLMESİ VE YAŞANMASI KOLAY OLAN,  EN DOĞRU TARİF EDEN, TEK DİN KİTABI OLAN, OKUNMASI İLK FARZ EMİR OLAN, ALLAH’IN KİTABI KURAN’IN ORİJİNAL AYET METİNLERİNDE, benim GÖRDÜKLERİMİ, sizler de GÖRÜNÜZ.

...   Ve daha başka AKLINIZA TAKILAN, BİLMEK ve ÖĞRENMEK İSTEDİĞİNİZ binlerce DİNÎ KONU ve TERİMİ de FİHRİST/TERİMLER/KONULAR menüsünden BULUP, TIKLAYARAK ilgili ayetleri bir arada, bütünsel olarak kendi bağlamlarında okuyup, videosu olanları izleyip, anlayıp, yaşayıp BEYAN ve TEBLİĞ edebilirsiniz. Ayrıca, AÇ / İNDİR butonlarına tıklayarak, KURAN FİHRİSTİNİ , KURAN TÜRKÇE KELİME MEALİNİ ve KURAN İNGİLİZCE KELİME MEALİNİ  bir bütün halinde "Bilgisayarınıza" indirip, yeni ilaveleri biz güncelledikçe sizlerde son halini tekrar indirip güncelleyerek, “One drive”, “I Cloud” vs aracılığıyla “akıllı telefonunuza”  yükleyerek ve yanınızda taşıyarak, "internetli ve / veya internetsiz" ortamlarda bile, sitemizden bağımsız olarak da devamlı kullanabilirsiniz.

...   KURAN, İNSAN'IN KULLANMA KILAVUZUDUR, REHBERİDİR. Nasıl ki her makinanın bir MÜHENDİSİ veya YAPICI USTASI varsa ve o makinanın düzgün ve verimli çalıştırılması için, yapıcısının yazdığı bir KULLANMA KILAVUZU varsa, ve o kılavuz kitapçığa göre çalıştırılmazsa, makina bozulur veya verimli çalışmazsa; İNSAN denen bu mükemmel biyolojik, psikolojik ve sosyal makinanın YARATICISI olan ALLAH, bir kullanma kılavuz kitapçığı olarak, KURAN'I düzenleyip RESULÜ/ELÇİSİ ile göndermiştir. RESULULLAH bu KULLANMA KILAVUZUNU yazıya geçirmiş, muhafaza etmiş, okumuş, anlamış, yaşamış, insanlara beyan etmiş, kabul ettirmiş, yerleştirmiş, ayetleri konulara göre toplayıp hüküm vermiş, kendi hayatında uygulamış, dengeli, düzenli, sağlıklı, verimli çalıştığını, ÜSTÜN AHLAK SAHİBİ ve ÖRNEK BİR İNSAN olduğunu bütün insanlara göstermiş, ispatlamış, insanların ve yüce yaratan ALLAH'IN övgüsünü ve rızasını kazanmıştır. Bizler de eğer insan denen bu mükemmel makinanın, ruhsal, bedensel ve sosyal olarak dengeli, düzgün, sağlıklı, verimli çalışmasını ve yüce yaratıcı ALLAH'ın rızasını kazanmak istiyorsak, diğer din kitaplarını değil, RESULULLAH'I örnek alıp, tıpkı RESULULLAH gibi, insanın KULLANMA KILAVUZU olan KURAN'I muhafaza edip, yazıp, çoğaltıp, konulara göre derleyip-toplayıp, düzenleme ve dağıtımını yapıp, gece - gündüz devamlı anlayarak okumalı, öğrenmeli, ona göre hüküm verip çalıştırmalı, yaşamalı, beyan/takdim ve tebliğ etmeliyiz.

... KURAN, PROFESYONEL MESLEK KİTABI DEĞİLDİR, ÖĞÜT KİTABIDIR. KURAN, meslek kitaplarına benzetilemez. Tıp ve mühendislik kitapları gibi meslek kitapları, doktor ve mühendis gibi profesyonel meslek sahipleri için özel olarak yazılmış uzmanlık kitapları olup sadece bu uzmanlara hitap etmektedir. Tabii ki bu meslek kitaplarını diğer insanların anlaması imkansız olup meslek erbabı bir uzmanın yorumlamasına ihtiyaç vardır. KURAN ise sadece uzmanlara değil, BÜTÜN İNSANLARA gönderilmiş olup akıl sahibi bütün insanlara hitap etmekte ve öğütler vermektedir. Yıllardır çeşitli cemaat ve mezhep mensupları bilgiç bir eda ile hep bu YANLIŞ ÖRNEĞİ vererek İnsanların, illaki kendileri gibi bir uzman eşliği, rehberliği, anlayışı, yorumu ve aracılığıyla, KURAN'DAN faydalanmak gerektiğini söyleyerek, insanları direkt ALLAH'IN AÇIKLADIĞI KİTABI KURAN'A müracaat edip, okuyup-düşünüp-anlayıp-hüküm çıkarıp-öğüt alıp-yaşama kolaylığından ve imkanından uzak tutarak, uzman İslam alimi olarak vasıflandırdıkları kendilerinin rivayet-rüya-hikaye-hurafe katkılı yorum ve anlayışlarını içeren vaaz ve kitaplarını sundular. İnsanlar ALLAH'IN DİNİNİ öğrenmek için, onların yazdıkları yüzlerce cilt kitabı okuyup-anlamaya çalışmaktan, ALLAH'IN KİTABINI okuyup-anlayıp ALLAH'IN DİNİNİ öğrenmeye zaman, fırsat ve cesaret bulamadılar. Onların kitapları hep KURAN'A ulaşmaya engel oldular ve insanları KURAN'DAN vazgeçirdiler. Bu ise insanları direkt KURAN ile muhatap olmaktan uzaklaştıran, ürküten, araya aracılar sokan, ALLAH'DAN başkasına mecbur kılan en önemli nedenlerden biridir. Burada ifade etmek gerekirse, insanları direkt KURAN'DAN uzak tutan, vazgeçiren diğer bir neden ise, gene bu uzman vasıflı kutsal !.. ilahiyatçı, ruhbanlar sınıfının uydurduğu yada yanlış hüküm çıkardığı, KURAN okumak ya da dokunmak için ABDEST ALMAK gerektiği ve mecburiyetidir. Bunun gibi, aşağıda bazılarını beyan/ifade edeceğim birçok yanlış hükmü direkt KURAN'A müracaat eden, direkt KURAN'DAN hüküm çıkaran sıradan Müslümanlar vermemiş, bu alim ve uzmanlar vermiştir. Görülüyor ki, KURAN'I anlama ve hüküm çıkarmayı kendilerinden başkasına layık görmeyen, kendilerini ve eski alimleri hatasız ve eleştirelemez ilan eden, din alimi, din uzmanı vasıflı bu binlerce kutsal ilahiyatçı ruhbanlar sınıfı, 1400 yıldır daha fazla hata yapmışlar, insanları bilerek ya da bilmeyerek ALLAH'IN KİTABINDAN ve MESAJLARINDAN uzak tutarak, yüzlerce mezhep, tarikat, cemaat üreterek bölüp, paramparça etmişler, ALLAH'A bilerek veya bilmeden isyan etmişlerdir. İnsanlara direkt ALLAH'IN MESAJLARINI sunup aradan çekilselerdi, bu İNANAN MÜSLÜMANLAR TOPLULUĞUNUN, yani KURAN'DAKİ tarifiyle BİLENLER TOPLULUĞUNUN, bu KURAN'DA olmayan mantıksız hataları yapmayacaklarını, hata yapsalar bile, defalarca KURAN'A müracaat ettikçe, hatasız olmadıklarının bilinciyle eleştiriye açık oldukları için, birbirlerinin yaptıkları hatalarını fark ederek, birbirlerini uyararak, doğruları düzelterek, güncelliyeceklerini düşünüyorum. İlla örneklendirmeniz gerekiyorsa, KURAN, olsa olsa halkın anlayacağı seviye ve dilde yazılmış bir ÖĞÜTLER ANSİKLOPEDİSİ, bir makinanın çalıştırma KILAVUZUNA (İnsan biyolojik-psikolojik-sosyal makinasının mühendisi Yüce Allah tarafından düzenlenip gönderilen kılavuz kitap) benzetilebilir, ve örneklendirilebilir ki, her insan bu KULAVUZU, herhangi bir aracı olmadan direkt anlar ve uygulayabilir. (BKZ. FİHRİST : KURAN ÖĞÜTTÜR + BKZ. KURAN HİDAYETTİR ). Yabancı dilde iseler iyi bir ARAPÇA ve KURAN BİLEN UZMAN tercümanın yaptığı doğru bir tercüme yeterlidir. ARAPÇA ve KURAN BİLEN UZMANLARIN yapması gereken, insanlara ORİJİNAL ARAPÇA AYET METİNLERİYLE BİRLİKTE doğru bir TERCÜME ve MEAL sunmak, insanları direkt ansiklopedi ve KILAVUZ ile baş başa bırakarak aradan çekilmektir. İlla her zaman ve durumda doktor ve mühendise ya da uzmana ihtiyacı yoktur. Ancak anlayamadığı az sayıda dil, tarih, ilmi ve teknik konuyu, doktora, mühendise, ARAPÇA ve KURAN BİLEN UZMANA danışabilir ki, buda o kadar büyütülüp abartılacak miktarda değildir. İnsanları direkt KURAN'I anlama ve uygulama gayretlerinden vazgeçirmeye, ürkütmeye, hata yapabilecekleri düşüncesi ile çekingenleştirmeye, KURAN'DAN uzaklaştırıp unutturarak cahil bırakmaya, iradelerini kutsal uzman etiketli kişi ve sınıfların anlayışlarına ve ellerine teslim ederek, onların her dediklerini doğru kabul edecek bir psikolojiye sokarak, istismarlarına açık ve mahkum etmeye gerekçe değildir.

...      KURAN bir çeşme, AYETLER çeşmeden akan duru, katkısız, doğal bir su gibidir. O doğal, duru suyu, yapay kaplara koymadan, içine ilaveler yapmadan, yapısını, rengini, tadını, kokusunu, ısısını değiştirmeden, kaynağından mis gibi hissederek, avuç avuç, kana kana içmek en iyisidir. İlahiyatçı din alimi denen insanların yazdığı KURAN'DAN BAŞKA DİN KİTAPLARI ise, faydalı olduğu zannedilen ve iddia edilen, fakat zararları zamanla ortaya çıkan çeşitli içerik ve renklerdeki katkılı ...içecekler gibidir. İnsanların kaynağından doğal, saf, duru su içmeleri gerekiyor. Bunlar ise isanlara, bilgiçlik taslıyarak, sen uzman değilsin, sen anlamazsın, bunlar daha faydalı, daha bilimsel, daha teknolojik, Resulullah da bu duru suya şunları şunları ilave edip karıştırarak, şu şu hikmetli meşrubatları üretmiş vs diyerek, duru suyu insanlardan saklayarak, esirgeyerek ya da ilaveler yaparak, değiştirerek çeşitli renk ve içerikteki meşrubatları sunuyorlar. Onların sunduğu meşrubatlar, hatalı olabilen insan üretimi olduğu için, kimisi tatlı şekerli ama insanları şeker hastası yapıyor, şişmanlatıyor, kimisi asitli hazmı kolaylaştırıyor ama boğazını yakıyor, ülser yapıyor, gaz yapıyor, kimisi pahalı herkes her zaman temin edemiyor, kimisi sarhoş yapıyor insanların akıl ve şuurlarını kaybettiriyor. KURAN BİLENLERİN, ALLAH'IN sunduğu duru suyu ( KURAN AYETLERİNİ ), değiştirmeden, renklendirmeden, bulandırmadan insanlara sunmaları gerekir. Allah onlara duru suyu kaynağından temin etme, taşıma ve sunma ilmi ( Arapça ilmi ) nasip etmiş, bu ilmi meslek edinmişler, onların görevi, suyu taşımak, insanlara ulaştırmaktır ( TEBLİĞ / BEYAN / İFADE ETMEK ), içeriğini değiştirmek ya da yalan - yanlış olup olmadığını bilmedikleri rivayetlerle karıştırıp değişik meşrubat formülleri sunmak değil. Onların temin etme + taşıma + sunma imkanları ve ilmi, sıradan insanlara göre fazla olabilir. Bu onlara, duru suya ilaveler yaparak sunma yetkisi ve gerekçesi vermez. Bıraksınlar, insanlar avuç avuç yada ağızlarını kaynağa tutarak, kana kana, katkısız, duru su içsinler. Allah, duru suyu katkılı sudan ayırma yeteneğini ( görme, dokunma, işitme, tatma, koklama gibi fıtri duyu organları ve akıl vs ile ) sadece KURAN BİLEN uzmanlara değil, aklı olan her kuluna nasip etmiştir. ALLAH, kullarına direkt KURAN'A yönelmelerini ve UYMALARINI, Kuran ile hükmetmelerini, başkalarını, velileri / evliyaları rehber ve rabler edinmemelerini emrederken, onlar bir taraftan insanları güya KURAN'A davet ettiklerini iddia ederken, diğer taraftan KURAN'I her insanın anlayamayacağını, KURAN'I ancak alimlerin ve uzmanların anlayabileceğini iddia ederek, kendi katkılı vaaz ve kitaplarını insanlara sunuyor, direkt KURAN'A muhatap olmaktan, istek , ümit ve cesaretlerini kırarak, vazgeçirerek, ilahiyatçılar, hocalar, uzmanlar, rehberler, efendiler, şeyhler, evliyalar, kutuplar ve gavsların şahsi katkılı açıklamalarına mahkum ve teslim ediyorlar.

...   KURAN DİRİLERİN ÖĞÜT ALMASI İÇİN ALLAH TARAFINDAN GÖNDERİLEN BİR KİTAPTIR ( BKZ. FİHRİST/TERİMLER/KONULAR : KURAN ÖĞÜTTÜR ). Bilmeden, anlamadan ölülerin ruhuna, okunup üflenmesi içn gönderilmemiştir. Ölü evinde Yasin okumalarının da bir hikmeti vardır. Sevdiğini ve yakınını kaybedip üzülüp, depresyona giren insanlara, Yasin suresinde Yüce yaratıcı ALLAH ve ayetleri hatırlatılarak, ahiret alemi tasvir edilerek, ölümün bir son olmadığı, ahiret aleminde yeniden diriliş olduğu, orada yeni bir hayatın başlayacağı, kişinin sevdikleryle tekrar buluşabileceği anlatılarak, geride kalan diri insanların teskin edilmesi, depresyondan çıkarılması, ahiret için hazırlık yapmaları için uyarılıp, teşvik edilmesi içindir. Her konuda olduğu gibi bu konuda ters algılanıp, uygulanmakta, Yasin suresi anlamlarıyla birlikte bir kere okunup canlı insanların anlayışına ve faydasına sunulacağına, ne dediğini bilmeden anlamadan 41 yasinler okunup ölünün ruhuna diye havaya üflenmekte, müslümanlar bir türlü cehaletten kurtulamayıp batıl din mensupları gibi islâmî olmayan inanç davranışlar göstermektedir.

Ne güzel söylemiş, büyük şair MEHMET AKİF ERSOY :

Ya açar bakarız Nazmı Celil'in yaprağına
Yahut üfler geçeriz bir ölünün toprağına
İnmemiştir hele Kuran şunu hakkıyla bilin
Ne mezarlıkta okunmak ne fal bakmak için

...   Yeri, göğü, evreni ve tüm varlıkları yaratan ALLAH-Ü TEALÂ, insana akıl nimetini vererek AKILLI İNSANLARI MUHATAP ALMIŞTIR. Bu yüzden gönderdiği KILAVUZ kıitabı KURAN-I KERİMİ bilmeden, anlamadan, okuyup HAVAYA ÜFLEYEREK DEĞİL, birbirine benzeyen ve birbirini açıklayan, MUHKEM / hükümlü / hikmetli VE MÜTEŞÂBİH / benzer AYETLER bir arada, bilerek, anlayarak, AKILLA DÜŞÜNEREK, içimize sindirerek OKUNMALIDIR. BKZ : FİHRİST/TERİMLER/KONULAR' dan BKZ. AKIL - AKLETMEK konusu AYETLERİ.

…   KURAN ALLAH KATINDANDIR (Araf 203, Nisa 82).

…   KURAN AYETLERİNİN MUCİZE BEYANLARI, ALLAH katından olduğunun delilleridir.

…   KURAN, RESULULLAH’IN KALBİNE ALLAH’IN İZNİYLE CİBRİL adlı Melek ARACILIĞIYLA İNDİRİLMİŞTİR (Bakara 97).  KURAN, Arab'ın oğlu MUHAMMED'İN kendi aklıyla uydurup yazdığı SIRADAN bir KİTAP DEĞİLDİR. KURAN, ALLAH tarafından RESULULLAH/ALLAH'IN ELÇİSİ MUHAMMED'İN kalbine olağanüstü bir iletişim olan VAHİY İLE İNDİRİLEN, akla hitab eden MUCİZE BEYANLAR/İFADELER İÇEREN, ÇELİŞKİSİZ, EŞSİZ/BENZERSİZ İLÂHİ BİR KİTAP'TIR. Böylesine HÂRİKA bir kitabı ANLAMAYA ÇALIŞMAYAN, sadece nağmeli okuyup, öpüp başına koyup KAPATAN, O’nun yerine ÇEVREDEN duydukları gelenek, görenek ve rivayet hadisleri/sözleri din edinen ve kendilerine MÜSLÜMAN diyen insanları anlamak mümkün değil. ALLAH kitap göndermiştir ki, RİVÂYET/dedi-kodu müslümanı DEĞİL, KİTABÎ MÜSLÜMAN OLUN diye. Bunlar, hayır sen KURAN'I kolaylaştırdık diyorsun ama hocalar KURAN'IN zor olduğunu söylüyor, KURAN zor, biz uğraşamayız, biz KURAN'I anlayamayız, biz hocalardan duyduğumuz RİVÂYET/dedi-kodu MÜSLÜMANI olacağız diye ALLAH ile zıtlaştıklarının farkında değiller. Sınırlı bir dünya hayatındaki makam-mevki, kariyer, mal-mülk için yıllarca zaman, para ve çaba harcayarak eğitim alan MÜSLÜMANLAR, ebedî hayatlarının rehberi KURAN’I anlamak için hemen hemen HİÇ BİR çaba sarf etmiyor, kıllarını bile kıpırdatmıyorlar, ilgilenmiyorlar, sadece SLOGAN atıyorlar. Aynen DOKTOR'UN VERDİĞİ REÇETEYİ nağmeli bir şekilde okuyup ya da eczacıya okutup dinledikten sonra katlayıp, öpüp başına koyan, fakat reçetedeki ilaçları alıp kullanmayan, onun yerine çevreden duyduğu geleneksel kocakarı ilaçları ve tedavi yöntemlerini kullanan ve ilkel toplumlar gibi atalarını taklit edip cin çıkarma törenleri düzenleyerek iyileşmeyi ümit eden fakat, iyileşmediği için devamlı doktoru suçlayan, ( … ) hastalara benziyorlar. Kitapları KURAN’I tanımıyor, bilmiyorlar, tembelliklerine, cehâletlerine bakmıyorlar, bir de utanmadan, KURAN’I okuyup, anlayıp, öğrenip REHBER edinen KURAN’A göre yaşayıp ibâdet eden, KURAN’DAKİ gerçek İNANÇLARI beyan/ifade eden gerçek KURAN MÜSLÜMALARINA iftira atıp, sapıklıkla suçluyorlar. Bu yaygaracı sözde MÜSLÜMANLARI gören KURAN’A yabancı ve önyargılı Câhiller, Ateistler ve Kâfirler, İSLÂM’I ve ŞERİAT’I bunların savundukları ve yaşadıkları gelenek, görenek, hurafe dolu törenler zannediyor, “Kahrolsun İSLÂM, Kahrolsun ŞERİAT” diye SLOGAN atarak ZIRVALIYORLAR. Bu nasıl ÇELİŞKİ, bu nasıl GAFLET !.. bu nasıl CEHALET !... bu nasıl DALALET !.. CEHALET’İN verdiği CESARET bu olsa gerek. İSLÂM hakkında bir konuda konuşmadan ÖNCE, öpüp başına koyduğun O KİTAP(KURAN)’DA, ALLAH, ne diyor bir BAK !... Bu konudaki AYETLERE BKZ. : FİHRİST/TERİMLER/KONULAR : KURAN RESULULLAH'IN KALBİNE İNDİRİLDİ + KURAN'IN MUCİZE BEYANLARI + AKLETMEK + HADİS + VAHYE UYMAK.

…   KURAN’I, İNSANLAR ANLASINLAR DİYE, ALLAH AÇIK DÜZGÜN ARAPÇA LİSANIYLA İNDİRMİŞTİR (Şuara 195, Şura 7, Yusuf 2). Arapça’yı insanlar anlayabilir. Bazı ne dediğini bilmiyen, hatta bazıları din alimi vasıflı insanların dediği gibi KURAN RABCA DEĞİLDİR. Rabca’yı insanlar anlayamaz.

…   KURAN OKUMAYA EUZÜ-BESMELE İLE BAŞLANIR (Nahl 98, Araf 200). Euzü Besmele, “Kovulmuş şeytandan (şeytanî fısıltı, vesvese, fikir, düşünce ve inançlardan),  Allah’a (Allah’ın Kitabına, ayetlerine, sözlerine, tarif ettiği inançlara, korumasına), sığınırım (teslim olurum, güvenirim, kendimi emanet ederim). Rahman (Dünyada herkese merhametli) ve Rahiym (Ahirette sadece inananlara merhametli) olan Allah adıyla” anlamına gelmektedir.

…   KURAN OKUDUĞUNUZ ZAMAN ABDEST ALINIZ DİYE BİR EMİR KURAN’DA YOKTUR. İnsanlar yanlış zan ve yorumlarla, Her zaman, her yerde okunup, anlaşılıp, öğüt alıp yaşanması gereken KURAN’IN önüne abdest almak şartını  koyarak, törenselleştirerek, KURAN'A ulaşmayı zorlaştırmışlardır. Normal bedensel olarak temiz olan  her insan, istediği her yerde ve her zaman KURAN’a dokunabilir, okuyabilir. ABDEST ALMAK, vakitli ve törensel olarak bir nevî, KIYAMDA/ayakta, RÜKUDA, SECDEDE ve OTURARAK, ALLAH'I ZİKİR/anma/hatırlama/öğüt alma, TESBİH/yüceltme/eşsiz/eksiksiz/benzersiz ilan etme, DUA ve KURAN OKUMA/ÖĞRENME eğitimi ve tatbikatı olan NAMAZ KILMAK İÇİN ŞARTTIR (Maide 6).

KURAN’DAN SORULACAKSINIZ/SORGULANACAKSINIZ. (Zuhruf 44). ALLAH'IN soru ve cevaplarını öğrenmek için, KURAN ANLAYARAK OKUNMALIDIR. KURAN'I anlamadan okuyup-üfleyip kapatmak, onun yerine BAŞKA KİTAP ve İNSANLARDAN din öğrenmeye çalışmak ne büyük GAFLET. Müslümanlar aynen öğretmenin verdiği soru-cevap kitabını bırakıp dedi-kodu, dergi, mecmua, hikâye, müzik ve film kliplerinden sınav soru ve cevaplarını öğrenmeye çalışarak sınava hazırlandığını zanneden öğrenciler GİBİ traji...-komik durumdalar. ALLAH'IN GERÇEK DİNİ İSLÂM, tarihi rivâyet, söylenti, hikâye, hurafe ve menkıbelerden DEĞİL, her zaman, her fırsatta ve NAMAZLARDA DA anlamları ile birlikte ALLAH'IN KİTABI KURAN OKUNARAK hatırlanmalı, öğrenilmeli, aileden, çevreden ve rivayetlerden edinilmiş yalan-yanlış bilgi kirlenmelerinden temizlenmeli ve devamlı güncellenmelidir.

...   ESKİLERİN YAPTIKLARINDAN SORULMAZSINIZ (Bakara 134,141). Ayetler'den anlaşılan, ALLAH insanları, eski insanların yaptıklarından / eski insanların yazdıkları doğru - yanlış, tevil, tefsir, hadis, ilmihal ve din kitaplarından sormayacak / sorgulamıyacaktır, sadece kitabı KURAN’DAN sorgulayacaktır. Elimizde KURAN varken, ALLAH'IN RESUL'Ü OLMAYAN eski ÂLİMLERİN ve TOPLUMLARIN mezhepleri (Alevîlik, Sünnîlik vs), fırkaları ve takip ettikleri yolları hakkında, doğru-yanlış tarihî rivayetlere, ve dedi - kodulara kapılarak TARAFTAR OLUP, TARTIŞMALAR YAPMAK BOŞ işlerle oyalanmaktır. Kimin doğru kimin yanlış yolda olduğuna karar vermek bizim görevimiz değil. Ona ALLAH karar verecek. Bizim görevimiz, ahiret sınavına başka kitap ve kaynaklardan DEĞİL, sadece ALLAH'IN kitabı KURAN'DAN çalışarak hazırlanmaktır.

… KURAN’A/SİZE İNDİRİLEN’E UYUN. ONDAN BAŞKA EVLİYA’YA/VELÎLERE UYMAYIN (Araf 3). Bu ayette, ALLAH’IN, KURAN’DAN başkasını, bazı insanları alim, hoca, imam, ermiş, mübarek, mürşit, veli/evliya ilan ederek onlara uymayı / tabi olmayı yasakladığı yetrince açık ve net değil mi ? (BKZ. FİHRİST/TERİMLER/KONULAR : BKZ. VELİ - EVLİYA + BKZ. EVLİYA'YA UYMAK + BKZ. VAHY'E UYMAK / KURAN'A UYMAK )

... RESULULLAH VAHYE (KURAN'A) UYDU. RESULULLAH'IN SÜNNETİ KURAN İDİ. EHL-İ SÜNNET veya ŞİİLİK dedikleri MEZHEPLER, eski toplumların adet ve gelenek ve kültürlerini RESULULLAH'IN HADİSİ, SÜNNETİ diye iddia ederek, KURAN zordur sizler anlayamazsınız diyerek KURAN'IN anlamından uzak tutarak, müslümanları oyalıyor, şahsi fikirlerine uyan sünnet ve hadis rivayetlerini sahih diyerek mezhep ve tarikatlar üretiyor. Mezhepler KURAN'I nağmeli okuyup, anlamına itibar etmemiş, KURAN'I uyduruk rivayetlere uydurup çarpıtarak tevil, tefsir ve yorumlamakla meşgul. KURAN'A AYKIRI uyduruk RİVAYETLERE dalmış, başını kaldırıp KURAN'DAKİ GERÇEKLERİ görmüyor. ALLAH KURAN'I BEN AÇIKLADIM diyor, Mezhepler, hayır KURAN'I RESULULLAH'DAN gelen RİVAYETLER açıklıyor diyor, ALLAH TEK KİTAP KURAN'DAN SORACAĞIM diyor, Mezhepler hayır insanların yazdığı yüzlerce HADİS KİTAPLARINDAN DA soracak diyor, ALLAH, MUHAMMED RESUL'DEN/ELÇİ'DEN BAŞKA DEĞİL, SİZİN GİBİ BİR İNSAN, sizlerden farkı VAHİY ALMASI ve BU VAHYE en iyi UYDUĞU İÇİN ÜSTÜN AHLÂK SAHİBİ OLMASI diyor, Mezhepler RESULULLAH'A insanüstü vasıflar veriyor. ALLAH ŞEFAAT'IN TÜMÜ ALLAH'INDIR DİYOR, Mezhepler RESULULLAH, ŞEHİTLER, EVLİYA ilan ettikleri insanlar vs ŞEFAAT edecek diyor, ALLAH ZİNA EDENLERE YÜZ CELDE/KAMÇI VURUN DİYOR, Mezhepler hayır RESULULLAH evlileri taşlayarak öldürmüş, taşlayarak öldürmek gerekir diyor, ALLAH evlilik için NİKÂH ÇAĞINI şart koşuyor, Mezhepler RESULULLAH AYŞE ile dokuz yaşında nikahlanmış, çocuklara nikâh kıyılması velisinin rızası ile caizdir diyor, ALLAH dinden döneni LANETLİYOR, EBEDİÎ CEHENNEME ATACAĞIM diyor, tövbe etmesini bekliyorr, Mezhepler hayır tövbe etmeyeni RESULULLAH ÖLDÜRMÜŞ, dinden dönen öldürülmeli diyor, ALLAH köle ve cariyeleri NİKÂHLAYIN DİYOR, Mezhepler nikâhsız olarak ODALIK olarak kullanabilirsiniz diyor, ALLAH kadınlara evlerinizde VAKARLI OLUN, AÇILIP SAÇILMAYIN diyor, Mezhepler evlerinizde vakarınızla OTURUN, zaruret olmazsa dışarı çıkmayın diyor, evlere hapsediyor, ALLAH BÖLÜNÜP PARÇALANMAYIN, KURAN'A SARILIN DİYOR, Mezhepler ümmetin ihtilafında rahmet vardır diyor vs o kadar KURAN'DAN HABERSİZ, GAFLETTELER Kİ, ağızlarından çıkanı kulakları duymuyor, ALLAH ile ZITLAŞTIKLARININ farkında bile değiller. Ancak kendileri gibi KURAN'A AYKIRI DİĞER MEZHEPLERE karşı övünüyorlar, kendilerini de aldatıyor, inananları da aldatıyorlar. Mezhepler de KURAN'A AYKIRI, bir çok ŞİRK, İLAVE RİVÂYET, HİKÂYE, HURAFE inanç ve ibadet şekilleri var. KURAN'DA ALLAH VAHY'E UYUN, BAŞKALARINA UYMAYIN, derken, mezhep imamlarının dedikleri KURAN'A erişmeyi gecikltirip engelleyen ve bir çoğu KURAN'A aykırı DEDİ-KODULARDAN öteye geçmiyor mâlesef, kendilerine uyanları KURAN YOLU'NDAN sapıtmışlar, birbirlerini dalaletle, küfürle suçlayıp, sadece kendilerinin Fırka-yı naciye/Kurtulan grup olduğunu iddia ederek, farklı yüzlerce mezhep oluşmuştur. ALLAH bizleri mezhep imamlarının ne dediklerinden sormayacak, mezhep imamlarının ne dedikleri müslümanları bağlamaz. MÜSLÜMANI KURAN'IN DEDİKLERİ BAĞLAR. Bizlere ALLAH KURAN'DAN SORACAK, Mezhep imamlarının yüzlerce cilt dedi kodu kitaplarından DEĞİL. KURAN HÜKÜMLERİ KURAN'DADIR, RESULULLAH'IN HADİS VE SÜNNET olduğu iddia edilen, RESULULLAH ile görüşüp de böyle mi dedin, böyle mi yaptın YÂ RESULULLAH diye sorarak, DOĞRULAMA VE DOĞRULATMA İMKÂNIMIZIN OLMADIĞI, bir çoğu KURAN'A AYKIRI, uyduruk RİVAYETLERDE DEĞİL. MÜSLÜMANIN REHBERİ, RESULULLAH'IN ALLAH'DAN bize GETİRİP, yazıp yazdırıp biraktığı TEK KİTAP KURANDIR. EN GÜZEL YOL, SIRAT-I MÜSTAKİYM olan KURAN YOLUDUR. BKZ. FİHRİST/TERİMLER/KONULAR : VAHYE UYMAK + SIRAT-I MÜSTAKİYM

… KURAN’I ALLAH AÇIKLADI Kİ, ALLAH’DAN BAŞKASINA İBADET/KULLUK ETMİYESİNİZ DİYE (Hud 1-2). ALLAH, kendisinden başkasının KURAN’I açıklamasına, DİNİ tarif etmesine izin vermemiş, ihtiyaç bırakmamıştır. MUHAMMED RESULULLAH SADECE ELÇİDİR (Al-i İmran 144) DİNİ, Resulullah, Alimler, Mezhep İmamları ve Hocalar değil, ALLAH TARİF ETMİŞTİR. ALLAH’IN TARİFLERİ DE KURAN’DADIR. Resulullah ve sahabeler direkt KURAN’I OKUYUP VAHYE UYMUŞLAR, KURAN İLE HÜKÜM VERMİŞLERDİR. KURAN ve TARİH bilimi, RESULULLAH'IN tevil, tefsir, hadis, ilmihal ve BAŞKA DİN KİTABI YAZMADIĞINI, RESULULLAH'A ait HADİSLER/SÖZLER ve SÜNNETLER olduğu iddia edilen HADİS KİTAPLARININ, Resulullah'dan 150 - 250 sene sonraki insanların rivayet/söylentilerinden, Resulullah'ı görmemiş, dinlememiş, hadis alimi denilen insanlar tarafından toplanarak, 500 SENE SONRA YAZILDIKLARINI söylemektedir. Bu hadis kitaplarının içinde KURAN'A AYKIRI, BİRBİRİYLE ÇELİŞKİLİ farklı sözler ve uygulamalar bulunmaktadır. HADİS KİTAPLARI, Kuran’ı değiştiremeyeceğini anlayan, halkı istedikleri gibi yönlendirmek ve kontrol etmek isteyen bazı siyasi iktidarların, KURAN'I unutturarak müslümanların hayatından çıkarmak isteyen İSLÂM DÜŞMANLARININ, Hıristiyan papazları ve Yahudi hahamlarının, Müslüman din alimi görüntüsü vererek, kendi yalan, uydurma inanç, zan, fikir ve görüşlerinden, eski Hıristiyan ve Yahudi hurafe ve hikayelerinden oluşturdukları söylenti-rivayet-hikâye-dedi-kodu kültürünü, zaten okur yazar oranı düşük olup, söylenti-rivayet-hikâye-dedi-kodu kültürüne yatkın olan Müslümanlara, RESULULLAH'IN HADİSİ SÜNNETİ DİYE takdim edip, yazdıklarını düşündürmektedir. Sonradan gelenlerde bu hadis kitaplarını KURAN'IN açıklaması kabul ederek , KURAN'I terkedip, çok sayıda din kitabı yazarak, HALK KURAN’I ANLAYAMAZ, DİNİ ÂLİMLERİN YAZDIKLARI DİN KİTAPLARINDAN ÖĞRENMELİDİR DİYEREK, yazdıkları din kitaplarını okumaya yönlendirerek, Müslümanları Kuran’ı anlayarak okumaktan uzaklaştırmışlar, çok sayıda mezhep, fırka ve tarikatlar oluşturarak, mezhep ve fırkalara bölmeyi başarmışlardır. Sünni - Şii - Alevi - Caferi - Mutezile - Harici - Zahiri - Batıni - Hanefi - Şafii - Maliki - Hanbeli vs gibi mezhebler/yollar KURAN’DA YOKTUR. ALLAH'IN AÇIKLADIĞI KURAN'I, çelişkili hadislere ve kendi şahsi görüşlerine uydurmaya çalışarak, tevil ederek yorumlamaya kalkışan İnsanların sonradan UYDURDUĞU YOLLARDIR. Unutmayın ki RESULULLAH’IN da mezhebi/yolu KURAN’dan başka değildi. Bu yüzden KURAN’ dan başka mezhep, fırka, cemaat, yüzlerce, binlerce ilmihal ve ZOR DİN KİTAPLARINI terkedip, tek BİR KOLAY KİTABA, KURAN’A SIKICA YAPIŞMALI, VAHYE YANİ KURAN’A UYULMALIDIR (Al-i İmran 103, Bakara 256), DİNİ sadece KURAN'DAN ÖĞRENMELİDİR. Allah’ın bizden istediği gibi, dinimiz İSLÂM, ismimiz MÜSLÜMAN, mezhebimiz/yolumuz KİTABIMIZ KURAN diyerek birleşmelidir. Bu konuda DİĞER AYETLERİ görmek için BKZ. FİHRİST/TERİMLER/KONULAR'dan BKZ. KURAN'I ALLAH AÇIKLADI + BKZ. VAHYE UYMAK + BKZ. KURAN İLE HÜKÜM VERMEK konuları.

... KURAN'IN TEVİLİNİ/TEFSİRİNİ/yorumunu ALLAH, yine KURAN'DA YAPMIŞTIR. ALLAH'DAN BAŞKASI O'NUN (KURAN'IN) TEVİLİNİ/TEFSİRİNİ/yorumunu BİLMEZ (Al-i İmran 7). KURAN’DA ANLAMI GİZLİ AYET YOKTUR. KURAN AYETLERİ MESANÎ (ikişerli) dir (Zümer 23). MUHKEM (HÜKÜMLÜ) ve MÜTEŞABİH (BENZER) dir (Âl-i İmran 7). Müteşabih kelimesinin anlamı gizli yada bilinmeyen DEĞİLDİR. MÜTEŞABİH kelimesi yanlış tercüme edilmektedir. MÜTEŞABİH AYETLER kelimesinin SÖZLÜK ...anlamı BENZEYEN AYETLER demektir. MÜTEŞÂBİH kelimesinin KURAN’DAKİ bağlamlarına baktığımız zaman da, bunu net olarak görürüz. İKİŞERLİ birbirine benzer ayetler birbirini açıklar. ALLAH KURAN’I bu sistemle TEFSİR VE TEVİL ETMİŞ, yani DETAYLI AÇIKLAMIŞ, HÜKÜMLER VERMİŞTİR. İnsanların kalblerindeki eğriliklere, şahsi zan ve görüşlerine uydurarak, benzeterek tefsir ve tevil etmelerine gerek bırakmamıştır. Yüce ALLAH, KURAN AYETLERİNİN TEVİLİNİ/tefsirini/yorumunu ALLAH'DAN BAŞKASININ BİLMEDİĞİNİ söylüyor (Al-i İmran 7). ALLAH'IN DİNİNİ ÖĞRENMEK ve KİTABI KURAN'I anlamak için, birbirini açıklayan, BİRBİRİNE BENZER AYETLERİ toplayıp, yani MUHKEM/hükümlü ayetlerle, onlara MÜTEŞÂBİH/benzeyen ayetleri bir arada, beraber okumak KURAN'IN ANLAŞILMASI İÇİN yeterlidir. İnsanların ORİJİNAL KURAN AYET METİNLERİ İLE BİRLİKTE olan MEALve TERCÜME DIŞINDA, kendi şahsi yorumları olan BAŞKA tefsir, tevil, yorum, ilmihal ve DİN KİTAPLARI yazmaları ve okumaları, ALLAH'IN KİTABI KURAN'A RAKİP KİTAP YAZMAKTIR, OKUMAKTIR, ALLAH'A karşı had bilmezliktir, KURAN'A ulaşmayı geciktirir ve engeller, müslümanların kafasını karıştırmaktan başka bir işe yaramazlar. Müslümanları İNSANLARIN UYDURDUĞU KURAN DIŞI YANLIŞ MEZHEPLERE ve YOLLARA sevk ederler. Bu konudaki DİĞER AYETLERİ görmek için BKZ. FİHRİST/TERİMLER/KONULAR : MESÂNÎ + MÜTEŞÂBİH + KURAN'I ALLAH AÇIKLADI + KİTAP YAZIP ALLAH KATINDANDIR DEYİP SATMAK + KURAN'DAN BAŞKA KİTABINIZ MI VAR Kİ OKUYORSUNUZ

... KURAN’DAKİ ELİF - LAM - MÎM, YÂ - SÎN, TÂ - HÂ GİBİ AYETLERİN ANLAMI GİZLİ DEĞİLDİR. Tarih bilimi, KURAN’IN İNDİRİLDİĞİ TARİHLERDE arapların HARFLERİ RAKAM OLARAK KULLANDIKLARINI, söylemektedir. Her birinin RAKAMSAL DEĞERİ vardır. Mutaffifin 9. Ayette, " KURAN RAKAMLI / RAKAMLANMIŞ BİR KİTAP’DIR." denmektedir. Ayrıca Müddessir suresinde de KURAN’DAN BAHSEDEN bağlamda, “ … ONUN / KURAN’IN ÜZERİNDE 19 (ONDOKUZ) VARDIR …” (Müddessir 30) DENMEKTEDİR. BESMELE’DE 19 harf mevcudiyeti ve KURAN SURE VE AYETLERİ vb ÜZERİNDE 19 ve 19’un katları sayısınca harf bulunması, KURAN’IN ALLAH TARAFINDAN KORUNDUĞUNUN (Hicr 9), DEĞİŞTİRİLMEDİĞİNİN MUCİZE BEYANLARINDAN / İFADELERİNDEN BİRİDİR. Bu konudaki DİĞER AYETLERE  FİHRİST/TERİMLER/KONULAR' dan : BKZ. KURAN RAKAMLIDIR + BKZ. ONDOKUZ + BKZ. KURAN'IN MUCİZE BEYANLARI konuları

...   KURAN'I ZİKİR/ÖĞÜT İÇİN BİZ (ALLAH)  KOLAYLAŞTIRDIK, ÖĞÜT ALAN YOKMUDUR ? (Kamer 17, 22, 32)". KURAN ALLAH TARAFINDAN AÇIKLANDIĞI İÇİN (Hud 1-2), kolaydır, anlaşılırdır. Sıradan aklı olanlar herkes, Arapça bilmeyenler ise, doğru tercüme ve mealleri düşünerek okuyan her insan anlar. İlk defa KURAN okuyanların zor anladığı bazı nadir ayetler, ya konulara yabancı olmaktan kaynaklanmakta, ya yanlış tercüme ve meallerden, ya da akletmeden, düşünmeden okumaktan kaynaklanmaktadır. Bunlar da konu ile ilgili ayetler toplanıp, bağlamlarında, farklı meallerden tekrar tekrar, akledip düşünülerek karşılaştırılarak okunduğunda, doğrusu görülüp anlaşılmaktadır. Bu yüzden ALLAH namazlarda ve her yerde, her fırsatta, her zaman, defalarca, aklederek, düşünerek ve anlayarak KURAN OKUMAYI emrediyor. Bu konudaki DİĞER AYETLERİ de görmek için FİHRİST/TERİMLER/KONULAR' dan KURAN KOLAYDIR + KURAN'I ALLAH AÇIKLAMIŞTIR konularındaki AYETLER.

…   ALLAH’DAN VE ONUN AYETLERİNDEN SONRA HANGİ HADİSE (SÖZE) İNANIYORLAR (Casiye 6, Mürselat 50). Bu ayette ALLAH’IN HADİSLERİ (SÖZLERİ) OLAN KURAN AYETLERİ’NDEN SONRA, ortalıkta Peygamber hadisleri (sözleri), diye söylenen ve rivayet edilen, fakat kimin sözleri olduğu kesin bilinmeyen, ya da falanca alim kişinin sözleri diye dine sokuşturulan hadislere (sözlere ) inanmayı ALLAH’IN SORGULADIĞI, ELEŞTİRDİĞİ açık değil mi ? (BKZ. FİHRİST : HADİS)

…   ( KURAN’ DAN BAŞKA ) " KİTABINIZ MI VAR, OKUYUP, DERS YAPIYORSUNUZ. NASIL HÜKÜM VERİYORSUNUZ ? (Kalem 37, 38)". Bu ayetlerde ALLAH'IN, KURAN'DAN BAŞKA DİN KİTABIYLA DİN DERSİ YAPMAYI, HÜKÜM ÇIKARMAYI sorguladığı ve istemediği yeterince açık değil mi ? Din hakkında HER ŞEY KURAN’DA MEVCUTTUR (Kalem 37, Kehf 27). En doğru DİN KİTABI sadece KURAN’ dır. KURAN'DAN BAŞKA DİN KİTAPLARINDAN ( Âlim denilen İNSANLARIN YAZDIĞI yüzlerce hadis, binlerce ilmihal ve din kitapları gibi ) hüküm çıkarıp din öğrenenler, ALLAH'IN DİNİNİ DEĞİL, insanların şahsi görüş ve zanlarına göre uydurduğu, ALLAH katında geçerli olmayan BAŞKA DİNLERİ öğrenirler. Bu konudaki DİĞER AYETLERE FİHRİST/TERİMLER/KONULAR' dan BKZ: KURAN'DAN BAŞKA KİTAP OKUMAK + KİTAP YAZIP ALLAH KATINDANDIR DEYİP SATMAK + HADİS konuları.

…   KİTAB YAZIP, ALLAH KATINDANDIR DİYEREK SATANLARIN VAY HALİNE !.. (Bakara 79). Bu ayette, ALLAH'IN kitabı KURAN'DAN başka DİN KİTABI yazanları tehdit ettiği ve başka din kitabı yazılmasını İSTEMEDİĞİ yeterince açık değil mi ? KURAN'DAN ve KURAN AYETLERİNDEN başka, kendi yorumlarını, din anlayış ve tariflerini din kitabı şeklinde yazıp, bu ALLAH katından olan dinin tarifidir diye takdim eden, satan, din alimi ve hoca vs denilen insanların vay haline !.. ALLAH’ın kitabının yanında, önünde din kitabı yazıp koymak, ne büyük had bilmezlik, ne büyük gaflet. Güya ALLAH’ın kitabı açık değil, anlaşılmaz, onların kitapları açık ve anlaşılır öyle mi ? Allah dinini kitabında anlatmadı/anlatamadı, açıklamadı/açıklayamadı, tarif etmedi/tarif edemedi, ya da Allah’ın tarifi anlaşılmıyor da; Onlar açıklıyor, onlar anlatıyor, onlar tarif ediyor, onların tarifi kolay anlaşılıyor öyle mi ? HAYIR, tam aksine, adet, gelenek, görenek, rüya, hikâye, hurafe, şahsi görüş ve zan ilaveleriyle, KURAN'DAKİ bağlamından çekip aldıkları ayetleri, kendi içlerindeki eğriliklere uydurup, anlam kaydırıp, yorumlayarak ve yüzlerce farklı yorum üreterek, DİNİ ONLAR ZORLAŞTIRIYOR. Bakara 79. ayet’teki tehdit’e rağmen bir de Allah'ın dinine hizmet ettiklerini ve sevap kazandıklarını zan ve iddia ediyorlar. Hayır, KURAN'dan uzak, hurafe, hikâye, rüya ve rivayet ve söylentilerle, kendi tarif ettikleri, uydukları dinlere hizmet ediyorlar. KURAN ve arapça bilen büyük düşünür ve şair Mehmet Akif Ersoy’un tefsir/yorum yazmaktan neden vazgeçtiğini şimdi anlıyorum. Büyük ihtimalle, gaflet edip yazmaya başlayıp, bu ayetle karşılaştıktan sonra tefsirini yakmış OLABİLİR. Ben de olsam aynısını yapardım. ALLAH KENDİ DİNİNİ, KİTABI KURAN’DA DETAYLI OLARAK TARİF ETMİŞTİR. ALLAH’IN DİNİNİ TARİF ETMEK, ALLAH’DAN BAŞKA KİMSENİN HADDİ DEĞİLDİR. Arapça KURAN okumayı, meal ve tercüme etmeyi bilenlerin, ALLAH’ın ayetlerini BEYAN EDİP (gizlemeyip açığa çıkarıp, okuyarak, insanların önüne koyup) ARADAN ÇEKİLMELERİ GEREKİR.

... AHİRET YURDUNU (CENNETİ), Rivayet/hadis/söylenti ve şefaat/aracılık/kayırmacılık peşinde koşmayı bırakıp, ALLAH'IN RESULULLAH'A VERDİĞİ (KURAN / AYETLER / NİMETLER) İÇİNDE ARAMAK GEREKİR. DÜNYA'DAKİ güzelliklerden nasibini almak için de DÜNYA üzerinde çalışmak gerekir. BKZ. : FİHRİST/TERİMLER/KONULAR : ÇALIŞMAK + AMEL + SAĞY + NİMET konuları

... KURAN MEAL ve TERCÜMELERİ, orijinal ARAPÇA AYET METİNLERİYLE BİR ARADA KİTAPLAŞTIRILMALIR. " ... KURAN ARAPÇA İNDİRİLMİŞTİR ...(Fussilet 3, Yusuf 2 )". MEALLER KURAN DEĞİLDİR, KURAN'IN bir başka dile çevrilmiş TERCÜMELERİDİR. Orijinal ARAPÇA AYET METİNLERİ olmadan kitaplaştırılan meal ve tercümelerde, insan ürünü oldukları için, İLLÂ Kİ olabilecek HATA ve YANLIŞLAR, anında orijinal arapça ayet metinleriyle karşılaştırma imkanı olmadan okunduğu için, okuyucu tarafından farkedilip, düzeltilemiyecek, çok sayıda KURAN gibi algılanan KURAN TERCÜME ve MEALLERİ oluşacak ve nesilden nesile taklitsel olarak, kopyalanıp, olduğu gibi nakledilip, hata ve yanlışlar kalıcı olacaktır. Bu durum ise farklı anlayış ve farklı KURAN MEZHEPLERİNİN ortaya çıkmasına, yerleşip kökleşmesine, bölünüp parçalanmalara sebep olacaktır. KURAN TERCÜME ve MEALİ yapanların ve kayıtlı medya da AYET PAYLAŞIMI yapanların, bu HAYATÎ ÖNEM taşıyan gerçeği kesinlikle ihmal etmemeleri gerekir. Hali hazırda mevcut bu tür Orijinal ARAPÇA AYET METİNLERİNİN bir arada olmadığı tercüme ve mealler, yazarları tarafından bir an önce toplanıp, yok edilip, orijinal arapça ayet metinleriyle, hatta kelime anlamlarıyla bir arada yayınlanmalıdır. BKZ. : FİHRİST/TERİMLER/KONULAR : KURAN ARAPÇA'DIR

…   RESULULLAH’ın ve DİN ÂLİMİ denilen KURAN BİLEN insanların GÖREVİ, KURAN’I açıklamak, yorumlamak, din kitabı yazarak mezhep ve din üretmek değil, ALLAH’IN AÇIKLADIĞI KURAN’I MUHAFAZA ETMEK (Maide 44), OKUMAK, MÜJDELEMEK, UYARMAK, UYGULAMAK, kendilerinden bir şey İLAVE ETMEDEN BEYÂN ETMEK, yani gizlemeyip açığa vurmak, TEBLİĞ ETMEK, insanlara ulaştırmaktır (Cin 23). RESULULLAH , ALLAH'IN AÇIKLAMIŞ OLDUĞU KURAN’I, kendi şahsi görüşüne göre açıklamadan, yorumlamadan, tevil ve tefsir etmeden direkt OKUYUP, anladığını UYGULAMIŞ, ÖĞRETMİŞ, BEYAN VE TEBLİĞ ETMİŞTİR. Sonradan gelen kendilerine ÂLİM diyen insanlar, KURAN’I kendi şahsi görüşlerine göre açıklamaya, yorumlamaya, tevil ve tefsir etmeye kalkışarak ve binlerce HADİS/söz uydurup, RESULULLAH'IN hadisleri/sözleri, KURAN'I açıklamaları diye insanlara sunmuş, ALLAH'IN açıklamalarından farklı yollara yönelmişler, birçok mezhep, fırka, tarikat ve cemaatler uydurmuşlardır. İslamda RUHBAN SINIFI olmadığı halde, kendilerine hoca, alim, şeyh, evliya gibi ünvanlar verip, makam ve mevkiler oluşturmuşlar, insanları DİREKT KURAN yerine, kendi yazdıkları DİN KİTAPLARINI okumaya çağırmışlardır. KURAN’I anlayamıyacağı yanlış zannı ve önyargısıyla KURAN’DAN uzaklaşıp, bunları dinleyip okuyan MÜSLÜMANLAR, bu insanların yorumlarını DİN ve MEZHEP kabul edip, bir araya gelemiyecek bir şekilde param parça olmuştur.

... KURAN'A göre, BİLENLER TOPLULUĞU = Allah’ı ve kitabını bilenler, tanıyanlar, inananlar, yani Müslümanlar topluluğunu tarif etmektedir, KURAN'DAN BAŞKA DİN KİTABI yazanların söylediği gibi alimler ve uzmanlar topluluğu değildir. Yine KURAN'A göre CAHİLLER TOPLULUĞU ise = Allah’ı ve kitabını bilmeyenler, tanımayanlar, inkar edenler, yani kafirler ve müşrikler topluluğunu tarif etmektedir. Bir çok konuda olduğu gibi bu konuda da, kelimelere KURAN'DAKİ bağlamlarına göre anlam vermeyip, yaşadıkları çevre kültürünün etkisiyle, kelimelerin çağrışım benzerliğini kullanarak, anlam kaydırması yaparak, KURAN'DA tarif edilen BİLENLER TOPLULUĞUNUN, âlimler ve uzmanlar topluluğu olduğunu ve KURAN'I ancak âlimlerin ve uzmanların anlayabileceğini iddia ederek, âlim ve uzman olmayanların KURAN'I anlıyamıyacaklarını, anlamaya çalışırlarsa sapıtacaklarını telkin ederek, müslümanları korkutup, ürkütüp pasifleştirerek, KURAN'I anlamaya çalışmaktan uzak tutarak, birçok inanç ve ibadet tarifleri KURAN'A ters olan, kendi şahsi görüşleriyle karışık mezhep, fırka ve tarikatları, ALLAH'IN DİNİ olarak takdim edip, kabullendirmeye hazır ve mecbur hale getirmişler, asıl kendileri KURAN YOLU'NDAN SAPMIŞ ve SAPTIRMIŞLARDIR. Halbuki ALLAH, bir çok ayette, başkasını araya sokmayalım ve başkasına ibadet etmiyeilm diye KURAN'I kendisinin AÇIKLADIĞINI ve aklı olan herkesin anlayabileceği şekilde KOLAY ANLAŞILIR olduğunu, HER ŞEYİ TARİF ETTİĞİNİ, HİDAYET'E, SIRAT-I MÜSTAKİYM'E / DOĞRU YOL'A ulaştırdığını beyan/ifade etmektedir.

... Gerçek DİN ÂLİMİ ALLAH'DIR. DİNİN ALLAH'DAN BAŞKA ÂLİMİ OLMAZ. İSLÂM DİNİ, insanların ürettiği, geliştirdiği, tarif ettiği bir din değildir ki, insandan DİN ÂLİMİ olsun. Ancak KURAN ÂLİMLERİ yani KURAN'I çok OKUYAN ve  BİLEN İNSANLAR olabilir. ALLAH'IN tarif ettiği RASİH olan ÂLİMLER bunlardır, yani ALLAH'IN KİTAPLARINI, KURAN'I BİLENLERDİR. Din ve mezhep üreterek DİN KİTABI YAZANLAR DEĞİLDİR. Din kitabını sadece ALLAH YAZDIRMIŞTIR. RESULULLAH bile ALLAH'IN kitabı KURAN'DAN BAŞKA DİN KİTABI yazmamış ve YADIRMAMIŞTIR. İSLÂM DİNİNİ,  RESULULLAH'A ve insanlara, kitabı KURAN'DA, anlatan ve tarif eden, öğreten ALLAH'dır. RESULULLAH, din kurucu, din üretici ve din geliştiricisi değildir. Dine ekleme ve çıkarma yapmamıştır, VAHYE yani KURAN'A uymuştur. Din kurucu, din üretici ve geliştiricisi olan ALLAH'IN, KURAN'DA tarif ettiği dini, insanlara ulaştıran ELÇİ'DEN BAŞKA DEĞİLDİR (Âl-i İmran 144). Bu anlamda ALLAH'DAN başka DİN ÂLİMİ ve ALLAH'IN kitabı KURAN'DAN BAŞKA DİN KİTABI OLMAZ. KURAN'I ALLAH AÇIKLAMIŞTIR. KURAN'IN ANLAŞILMASI KOLAYDIR ( BKZ :  FİHRİST/TERİMLER/KONULAR ). Okur-yazar olmak, daha iyisi de arapça bilmek, KURAN AYETLERİNİN ANLAMLARINI BİLEREK ve ANLAYARAK KURAN OKUMAK ya da KURAN BİLENLERE OKUTARAK DİNLEMEK yeterlidir. Dinini KURAN'DAN okuyarak ve dinleyerek öğrenmiyen tembel ve cahil müslümanlar yüzünden, meydanı boş bulup, bilgiçlik taslıyarak, kendilerini din alimi diye makam, mevki ve payeler vererek, ULEMÂ/ALİMLER ve RUHBANLAR SINIFI oluşturarak takdim eden, kendi fikir ve anlayışlarını ALLAH'IN dini diye anlatan, bu insanlar yüzünden yüzlerce mezhep, fırka, cemaat, tarikatlar oluşmuş, insanlar bunları dinlemekten ve bunların yazdıkları kitapları okumaktan, ya da üretip öğrettikleri duaları ezberleyip, anlamını bilmeden tekerleme gibi okumaktan, KURAN okumaya, dinlemeye ve anlamaya zaman, fırsat ve cesaret bulamamışlar, KURAN YOLUNU bırakıp, bunların tarif ettiği, adet-gelenek-görenek, dedi-kodu, rivayet, rüya, hikaye ve menkıbelerle dolu, yanlış yollara sapmışlar, paramparça olmuşlardır. Bunları muhatap almayıp, onların anlattığı uydurulmuş dinleri bırakıp, ALLAH'IN kitabı KURAN'DA tarif ettiği KURAN'DAKİ İSLÂM'I, ALLAH'IN kitabı KURAN'I OKUYARAK veya KURAN DİNLEYEREK, anlamak ve öğrenmek gerekir.

...   ALLAH, İSLÂM DİNİNİN İNANÇ ve İBADETLERİNİ, AÇIK VE DETAYLI olarak KİTABI KURAN'DA AÇIKLADI, TARİF ETTİ. RESULULLAH'A İNDİRİP YAZDIRDI. RESULULLAH DA KURAN'I OKUDU, OKUTTU, ÖĞRETTİ, YAZDIRDI ve müslümanlara SADECE KURAN'I BIRAKTI. İSLÂM ÂLİMLERİ / KURAN BİLENLER olarak tanınan HOCALAR ise, tam tersini yaptı, güya RESULULLAH'I ÖRNEK ALDIKLARINI söyleyip iddia ettikleri halde, KURAN'I tecvidli, nağmeli OKUYUP, AYETLERİN ANLAMINI VERMEDEN KAPATARAK, KURAN'DAKİ DİN BİLGİLER yerine, bir çok doğru-yanlış tarihi rivâyet, hikâye, hurafe, menkıbe içeren BAŞKA DİN KİTAPLARI OKUYUP, YAZIP, ÖĞRETEREK müslümanları birçok farklı MEZHEP ve FIRKALARA bölüp parçaladılar. Halbuki sadece KURAN'I OKUYUP manasını ÖĞRETSELERDİ, müslümanların hepsi AYNI KİTABI OKUYUP DİNLEDİKLERİ İÇİN, AYNI ŞEKİLDE İNANIR, AYNI ŞEKİLDE İBADET YAPAR, farklı mezhep ve fırkalara bölünmezlerdi. EY kendilerine İSLAM ÂLİMİ diyen KURAN BİLDİĞİNİ İDDİA EDEN, ÂLİMLER !... HOCALAR !... yeter artık, KURAN'DAKİ BİLGİLERİ SAKLAYIP, GİZLEYİP, UNUTTURARAK, onun yerine rivayet hikâye, hurafe ve menkıbeler okuyup anlatarak UYUDUĞUNUZ, UYUTTUĞUNUZ, BÖLÜP PARÇALADIĞINIZ. Müslümanlar, sizin çağırdığınız kitaplarda 1400 yıldır birleşmemiş, birleşemezler de, UYANIN, UYANDIRIN artık. ALLAH KURAN'DAN SORACAK SİZLERE. Bırakın KENDİ YAZDIĞINIZ yada ESKİ İNSANLARIN YAZDIĞI DİĞER DİN KİTAPLARINI, TEK BİR KİTAB'A, ALLAH'IN KİTABI KURAN'A ÇAĞIRIN MÜSLÜMANLARI. MÜSLÜMANLARA KURANI, KURAN'DAKİ DİN BİLGİLERİNİ ÖĞRETİN. Bırakın KURAN'DA BİRLEŞSİN MÜSLÜMANLAR !..

...   HOCALAR !.. gaflet içindeler, GÖREVLERİ insanlara ALLAH'IN gönderdiği KURAN'I OKUMAK, ANLAMINI ÖĞRETMEK. Ancak görevlerini gereği gibi yapmıyor, KURAN'I öğretmiyorlar ki millete. Anlamını vermeden tecvidli, nağmeli bir şekilde okuyup-üfleyip kapatıyor, eski insanların yazdığı eski kitaplardan öğrendikleri gelenek-görenek, dedi-kodu, rüya, hurafe, hikâye, menkıbe ve sözleri din diye anlatıyorlar. Millet ALLAH'IN KİTABI KURAN'I tanımıyor, bilmiyor. Tanımadığı bilmediği bir YABANCI'YI !.., AŞINA, İŞİNE, EŞİNE velhasıl HAYATINA KARIŞTIRMIYOR. Madem hocalar !... KURAN ile tanıştırmıyor o zaman, KURAN ile tanışmak için ziyaret edilecek KURAN'DAN DİN ÖĞRENME ADRESİ : www.ehlikuran.com - FİHRİST/TERİMLER/KONULAR'dan öğrenilmek istenen konudaki İLGİLİ AYETLER.

...   KURAN ÖĞRETMEYEN GÖSTERMELİK KURAN KURSLARI !... Sıra sıra dizilmişler, saf ve temiz küçük BEYİNLER, önlerinde ALLAH'IN KİTABI KURAN, güya öğrenmek için bekliyorlar. Ancak KURAN öğrettiğini söyleyen HOCALAR !..., gerçekte onlara KURAN ÖĞRETMİYOR. Bu saf ve temiz beyinlere KURAN'IN anlamını ve ne dediğini öğretmeden sadece ARAPÇA TELAFFUZ ETMEYİ öğretiyorlar. BU SAF ve TEMİZ beyinleri KURAN'DAKİ BİLGİLER yerine BAŞKA ESKİ KİTAPLARDAN ÖĞRENDİKLERİ hurafe ve hikâyelerle dolduruyorlar. Böyle KURAN KURSU olmaz, bu KURAN ÖĞRENİMİ DEĞİL. Yıllardır KURAN öğretiyor havası vererek, İNSANLARI UYUTTULAR, hâlâ da UYUTUYORLAR. Bu saf ve temiz beyinler, ne zaman ki okudukları KURAN'IN orijinal arapça metni ile birlikte, ne dediğini anlayacak şekilde Mealli KURAN okurlar ve öğrenirler, beyinlerini tarihi hurafe, hikâyelerle değil, KURAN'DAKİ BİLGİLERLE DOLDURURLAR, işte o zaman gerçekten KURAN öğrenmiş olurlar.

…   ALLAH, SÖZÜN EN GÜZELİ OLAN (Zümer 23, 55) KURAN AYETLERİ ile VAAZ EDER, ÖĞÜT VERİR (Al-i İmran 138, Nahl 125, Yunus 57). KURAN AYETLERİ’nden başka sözlerle, din konusunda vaaz etmeye kalkışmamalıyız. KURAN dışı sözlerle dînî vaaz edenler yüzünden Müslümanlar, VAAZ EDENLERİN SAYISINCA mezheplere, fırkalara, tarikat ve cemaatlere bölünerek, param parça olmuşlardır.

…   FETVA VEREN ALLAH’DIR (Nisa 127, 176). ALLAH’IN verdiği fetva’ları öğrenmek için, aklımızdaki sorularımızla ilgili konuları FİHRİST/TERİMLER/KONULAR menüsünden BULARAK, direkt KURAN’DAN okumalı, anlamalı ve öğrenmeliyiz. Fetvaları birbiriyle çelişkili olan alim ve hoca denilen insanlardan FETVA sormamalı, onların yazdığı uyduruk fetva kitaplarından okumamalıyız. Eğer Arapça Kuran okumayı bilmiyor ve Arapça anlamıyorsak, KURAN BİLENLERİN, HAFIZLARIN, sorduğumuz KONUYLA İLGİLİ TÜM AYETLERİ topluca bize okumalarını, meal ve tercüme etmelerini istemeliyiz. (BKZ. FİHRİST : FETVÂ)

…   KURAN, EN DOĞRUYA (HİDAYET, SIRAT-I MÜSTAKİM) ULAŞTIRIR. İnsanların yazdığı, DİĞER DİN KİTAPLARI yanlış yollara sevk eder.

…   KURAN, ÂYET’TİR/mucizedir, NUR’DUR/ışıktır, HİKMET’TİR/doğru ve hükümlü bilgidir, FURKAN’DIR/doğruyu yanlıştan, hakkı batıldan ayırandır, ZİKİR’DİR/anma, hatırlatmadır, ÖĞÜT’TÜR, ŞİFA’DIR/ruh ve beden sağlığı kaynağıdır.

…   KELİME-İ TEVHİD “LA İLAHE İLLALLAH (Allah’dan başka İlah/Tanrı yoktur)” DEMEKTİR (Muhammed 19, Nisa 171, Ta-HA 14). Birlikte “ MUHAMMED-ÜR RESULULLAH (Muhammed Allah’ın Resulü’dür/Elçisi’dir)” DEMEK (Al-i İmran 144, Fetih 29), ALLAH’I İKİLEMEK/ŞİRK DEĞİLDİR. Beraber söylenebilir, söylenmelidir.

…   MUHAMMED RESULULLAH(AS), ALLAH’IN KUL’U ve ELÇİSİ’DİR.

MUHAMMED (AS), RESUL/ELÇİ’DEN BAŞKA DEĞİLDİR (Al-i İmran 144)", ELÇİLİK GÖREVİ gereği MÜJDECİ’DİR, UYARICI’DIR. Bazı insanlar, bu ayetlere rağmen, “ Ne yani MUHAMMED RESULULLAH, Allah’ın sadece postacısı mıdır ?’’ diyerek, “Allah’ın Postacısı” olmak gibi büyük bir şerefi, onuru, küçümseyip, yakıştıramayıp, yetinmeyip, Hıristiyanların İsa RESULULLAH’A ALLAH'IN OĞLU diyerek İLAHLIK ÖZELLİKLERİ VEREREK, ALLAH'A ŞİRK/ortak koştukları gibi; BİZLER GİBİ, ALLAH’IN KULU ve KÖLESİ BİR İNSAN OLAN ve bizlerden farkı VAHİY ALMASI (Fussilet 6) ve Vahy'in eğitimi ile YÜCE BİR AHLÂK ÜZERE olması olan RESULULLAH’A, Allah’ın vermediği ŞEFAAT/aracılık/kurtarıcılık, KURAN'DAN BAŞKA MUCİZELER vs gibi, adeta İNSANÜSTÜ İLAHLIK ÖZELLİKLERİ vererek ALLAH'A ŞİRK/ortak koşmaktadırlar. Eğer RESUL/ELÇİ'NİN bir anlamı da POSTACI ise, Evet AYET, Muhammed RESULULLAH’IN (Aleyhis Selam/O'na Selam olsun), ALLAH'IN postacısından başka olmadığını söylüyor. Ancak ELÇİLİK, postacılık gibi mektubu açıp okumadan muhataba bırakmak DEĞİLDİR.  Biraz daha farklı olarak getirdiği MESAJI değiştirmeden, muhataba OKUYUP, ÖĞRETMEK, YAŞAMAK görevlerini de içerdiği için biraz daha geniş kapsamlı bir KAVRAMDIR. Bu konulardaki DİĞER AYETLERE de BKZ.  : FİHRİST/TERMLER/KONULAR : MUHAMMED RESUL'DEN BAŞKA DEĞİLDİR + ŞEFAAT + MUCİZE + TEBLİĞ/bildiri + BEŞİYR/Müjdeci + NEZİYR/Uyarıcı + RESUL koularındaki AYETLER.

...   KURAN'DA, ALLAH'A ve RESUL'E İTAAT emredilmektedir. ALLAH'IN GÖNDERDİĞİ ve RESULULLAH'IN GETİRDİĞİ KURAN'DAN SORULACAĞIMIZA göre, ALLAH'A İTAAT, ALLAH'IN GÖNDERDİĞİ KURAN'DAKİ EMİRLERE itaattir. RESUL'E İTAAT DE yine RESUL'ÜN (ELÇİNİN) GETİRDİĞİ KURAN'DAKİ EMİRLERE itaattir. RESUL, KURAN'DA olmayan emir vermemiştir, KURAN'A aykırı söz söylememiştir. RESUL'E İTAAT, KURAN'DA mevcut olmayan, yada KURAN'A aykırı olan, doğru mu yanlış mı olduğu, kimin sözleri olduğu bilinmeyen rivayet ve hadislere(sözlere) itaat değildir. (BKZ. FİHRİST : RESUL + İTAAT + HADİS) 

…   MUHAMMED RESULULLAH(AS) ve İBRAHİM RESULULLAH(AS) bizim için GÜZEL ÖRNEK’LERDİR (Ahzab 21, Mümtehine4,5,6,). ALLAH’IN bu ÖRNEK RESULLERİNİ, çelişkili tarif ve anlatımları birbirini tutmayan, hangisinin doğru hangisinin yanlış olduğunu kesin bilemediğimiz, insanların yazdığı hadis kitaplarından mı okuyup örnek alacağız, yoksa KURAN’DA ALLAH’IN KISSALARINI ANLATTIĞI, TARİF ETTİĞİ RESULLERİ mi ? örnek alacağız. Tabii ki ALLAH’IN KURAN’DAKİ kıssalarda anlattığı, tarif ettiği RESULLERİ öğrenip örnek almamız gerekir. KURAN’DA, MUHAMMED RESULULLAH’IN(AS), dinî konularda sadece VAHYİ, yani KURAN’I OKUDUĞU, UYDUĞU, UYGULADIĞI, ÖĞRETTİĞİ, BEYAN VE TEBLİĞ ETTİĞİ, YAZDIĞI, YAZDIRDIĞI VE BIRAKTIĞI, Dünyevî konularda ŞÛRA (danışma = meclis) (Al-i İmran 159, Şura 38) ile karar verdiği, anlatılıyor. (BKZ. FİHRİST : RESUL + ÖRNEK)

…   MUHAMMED RESULULLAH (AS), İBRAHİM RESULULLAH (AS), ve ALLAH'IN diğer RESULLERİ/ELÇİLERİ dini açıklayan din kitapları, ilmihal kitapları, hadis kitapları, tefsir ve tevil kitapları yazmadı, insanların kafasını karıştırmadı. RESULULLAH, TEK BİR DİN KİTABINI, ALLAH’IN KİTABINI yazdı ve bıraktı. Bizler de RESULULLAH’I örnek alıp KURAN’A müracatımızı ve ulaşmamızı geciktiren ve engelleyen, din kitapları, ilmihal kitapları, hadis kitapları, ve tefsir ve tevil kitapları yazmamalıyız ve KURAN’dan başka din kitabı okumamalıyız. Dini konularda sadece KURAN AYETLERİ’Nİ ORİJİNAL METİNLERİYLE bir arada dilimize MEAL ve TERCÜME edip, BİRBİRİNE BENZEYEN İLGİLİ AYETLERİ BİRLİKTE her fırsatta ve her yerde tekrar tekrar okuyup, yazıp, anlayıp, öğrenip, uygulayıp, BEYAN ve TEBLİĞ EDİP, ÖĞRETMELİYİZ. Dünyevî konularda ŞURA (danışma = meclis) (Al-i İmran 159, Şura 38) ile karar vermeliyiz. (BKZ. FİHRİST : RESUL)

…   ALLAH, KURAN da İSLÂM dinini tarif etti, bizlere MÜSLÜMAN ADINI VERDİ (Hac 78). Başka mezhep, fırka, tarikat, cemaat isimleri kullanmamalıyız.

…   ALLAH KATINDA geçerli olan DİN İSLAMİYET’tir (Al-i İmran 19,84,85). İslamiyet, KURAN‘da ALLAH tarafından açık ve detaylı olarak tarif edilmiştir. ALLAH’ın dini İSLÂMİYET, insanların yazığı din kitaparından ya da ilmihal kitaplarından değil, ALLAH’ın resulüne yazdırdığı kitabı KURAN’dan öğrenilmelidir.

…   KURAN’DA İSLAM’IN ŞARTI BEŞDİR DİYE BİR İFADE YOKTUR. ALLAH, KURAN’ DAN SORULACAKSINIZ/SORGULANACAKSINIZ diyor (Zuhruf 44). Soru kitabımız KURAN’dır. ALLAH’IN DİNİ OLAN İSLAM’IN ŞARTI KURAN’I OKUMAK, ANLAMAK, İNANMAK, ÖĞRENMEK, YAŞAMAK, ÖĞRETMEK, BEYAN VE TEBLİĞ ETMEKTİR.

...   EZAN'IN/ÇAĞRI'NIN TARİFİ KURAN'DA VAR (BAK. Cuma 9, Maide 58 ...) SALAT'A/NAMAZ'A, EZAN/İLAN/DUYURU ile, NİDÂ EDEREK/BAĞIRARAK, "Haydin Salat'a/Namaz'a" diyerek ÇAĞIRMAK GEREKİYOR. Tabii ki bu ÇAĞRI, inananların kim için salat/namaz'a çağrıldığını bildirmek için ALLAH'I TEKBİR, TESBİH, KELİME-İ TEVHİD ve KELİME-İ ŞEHÂDET getirillmesi de GEREKİR. Bu konuda DİĞER AYETLERE BAK. FİHRİST/KONULAR/TERİMLER : EZAN + NİDÂ + TESBİH + TEKBİR + ŞEHÂDET + SALAT/NAMAZ konuları AYETLERİ

…  KURAN'DA ABDEST ALMANIN ŞEKLİNİ, ALLAH AÇIK, NET, DETAYLI TARİF ETMİŞTİR (Maide 6). RESULULLAH abdest almayı, ALLAH'DAN CEBRAİL adlı MELEK ARACILIĞIYLA VAHYİ ALIP OKUYARAK KURAN’DAN öğrenmiş olup, VAHYE UYARAK KURAN’DA tarif edildiği gibi abdest almıştır. Bizlerde RESULULLAH’I ÖRNEK ALIP, doğru abdest almayı, İNSANLARIN yazdığı ve İLÂVELERLE ZORLAŞTIRDIĞI, sayfalarca tarif ettiği ilmihal ve DİĞER DİN KİTAPLARINDAN DEĞİL, direkt ALLAH’IN KİTABI KURAN’DAKİ Maide suresi 6. Ayette, iki cümle ile açık, net ve kolay tarif ettiği “… NAMAZA KALKTIĞINIZ ZAMAN, YIKAYIN YÜZÜNÜZÜ VE ELLERİNİZİ DİRSEKLERE DOĞRU/KADAR VE MESHEDİN/SIVAZLAYIN BAŞINIZI VE AYAKLARINIZI TOPUKLARA DOĞRU/KADAR …” diyen Maide 6 ayetinden öğrenmeliyiz. Bu ayetten anladığımıza göre AYAKLARI MESHETMEK/SIVAZLAMAK FARZDIR. Hatta topuklar ayakların üzerinde olduğu için, “ … TOPUKLARA DOĞRU/KADAR … “ ifadesinden, ayakların üzerinin meshedilmesi anlaşılmaktadır. Ayakları yıkayın demediğine göre, ayakları yıkamak farz değildir, Ancak dileyen ayaklarını yıkayarak da mesh edebilir/sıvazlayabilir, abdest alabilir. YAHUDİLER de ayaklarını yıkayarak abdest alıyor, KURAN'DA AYAKLARI YIKAMAK EMREDİLMEDİĞİNE GÖRE, Büyük ihtimalle BİR ÇOK KONUDA OLDUĞU GİBİ, ya sonradan müslüman olan yahudi din adamları, kendilerini İslâm alimi olarak gösterip eski alışkanlıklarını terkedemeyip devam ettirerek farz gibi göstermişler, ya da KURAN'I değiştirmeyi başaramıyan Münâfıklar, kasıtlı olarak kendilerini din âlimi gibi gösterip, uydurma hadisler üreterek İslâmı değiştirmek ve insanların gözünde ZORLAŞTIRMAK amacıyla ayakları yıkamanın farz olduğunu hadis, tefsir ve din kitaplarına yazarak, İslâm'a sokmuşlar. Bu ayetleri uyduruk hadislere göre çevirme ve yorumlama GAFLETİ o kadar ileri gitmiş ki, bu gün Maide 6 abdest ayetini, arapça dil kurallarına aykırı olarak, "AYAKLARI DA YIKAYIN" diye çeviren ilahiyat profesörleri bile var. İlmihal kitapları ve hocalardan öğrendikleri, Abdest alırken, ayakların mutlaka yıkanması gerektiğine, ayakları yıkamanın farz olduğuna inandırılan Müslümanlar uygun olmayan zaman ve mekanlarda ayaklarını yıkayıp, başka insanlarında giydiği hijyenik olmayan terlik ve takunyalardan mantar mikrobu kapmakta, veya mecburen ayaklarını tam kurutamadan çorap ve ayakkabı giydikleri için, ıslak parmak aralarında pişik ve mantarlar oluşmaktadır. Ruh ve beden sağlığı için şifa olması gereken bu din, insanların KURAN'DAN UZAK yanlış tarif ve uygulamaları yüzünden zorlaştırılmakta ve hastalıklara neden olmaktadır. Aynı şekilde abdest alırken ağız ve burun içini temizlemenin RESULULLAH’IN sünneti olduğuna inandırılan Müslümanlar, lavabo ve banyo gibi yalnız başına, özel ortamlarda yapılması gereken bu temizlik uygulamalarını, toplum içinde, abdesthane ve şadırvanlarda, hırıltılı ve çirkin sesler çıkararak ağzını ve boğazını temizleyerek, balgam çıkararak ve burnunu sümkürerek çevreye saçtığı balgam ve sümüklerle çevreyi ve yanındaki abdest alan insanları kirleterek, rahatsız etmekte, mide bulandırmakta, çirkin bir ses ve görüntü vererek, bu insan fıtratına/yaratılışına uygun, kolay, nezih, güzel temizlik ve medeniyet dinini yanlış tanıtmakta, yanlış temsil etmektedir. KURAN'DA tarif edilen RAHMET/MERHAMET dinini, rivayetlerle/söylentilerle ZAHMET dinine çevirmektedirler. RESULULLAH’IN SÜNNETİ VAHİY İLE KURAN’DA TARİF EDİLENDİR. KURAN’DA, RESULULLAH’IN KURAN’A VE DİNE EKLEME VE ÇIKARMA YAPAMIYACAĞI SÖYLENMEKTEDİR. Buna göre RESULULLAH, KURAN’DAKİ tarifleri ve abdest tarifini de değiştiremez. AKSİ DURUMDA, ALLAH ŞAH/CAN DAMARINI KESERDİ (Hakka 44,45,46,47). Netice olarak ayakları yıkamak, ağız ve burun içini temizlemek, abdestin farzı da değildir, sünneti de değildir. Tabiiki RESULULLAH, abdestin bir şartı olarak değil de, her insan gibi, insani ihtiyaç hissettiği, bazı gereken durum ve müsait ortamlarda, hazır abdest alıyorken ayaklarını da yıkamış, ağız ve burun içini de temizlemiştir, hatta abdest alırken başka yerlerini, başını da yıkamış, komple banyo yapmış da olabilir. Abdestin şartı değildir, yasak da değildir. Bizler de bazen gereken durumlarda ve müsait ortamlarda abdest alırken böyle yapabiliriz. Maide 6 ayet ve bütün bu beyanlardan/ifadelerden/gizlemeyip açığa vurmalardan sonra, HÂLÂ ABDESTİN TARİFİ KURAN'DA YOKTUR DİYENLERE DİYECEK SÖZ YOK ARTIK. (BKZ. FİHRİST/TERİMLER/KONULAR : ABDEST konusu AYETLERİ)

...   KIBLE'NİN TARİFİ KURAN'DA VAR (BAK. Bakara 144,149 ...). SALAT İKÂME EDERKEN/NAMAZ KILARKEN, nerede olursan ol, YÜZÜNÜ MESCİD-İ HARAM / KUTSAL MESCİD / KÂBE TARAFINA ÇEVİRMEK GEREKİYOR. Bu konudaki DİĞER ÂYETLERE BAK. FİHRİST/TERİMLER/KONULAR : KIBLE konusu AYETLERİ

…   İBADETLER’İN ve NAMAZ’IN TARİFİ, KURAN’DA DETAYLI OLARAK MEVCUTTUR. NAMAZIN KILINMA ŞEKLİ yoktur ya da anlaşılmazdır, hadis ve ilmihal kitaplarından öğrenmeliyiz diyenler, ya KURAN’ı okumayı bilmiyorlar, ya hiç okumuyorlar, ya düşünerek, anlayarak okumuyorlar, ya da geri zekâlı olmadıklarına göre yalan söylüyorlar. İBADETLER, insanların yazdığı din ve ilmihal kitaplarından değil, ilgili ayetler bir araya getirilip direkt KURAN’dan öğrenilmelidir. Kuran da tarif edilen ibadetlerin uygulama şekli insan yaratılışına uygun olup, sıradan her insanın öğrenmesi ve uygulaması kolaydır. Oysaki İnsanların yazdığı din ve İlmihal kitaplarında insanların ilaveleriyle tarif edilen ibadetlerin uygulama şekli, insan yaratılışına ters unsurlar ve ifadeler  içermekte olup, sıradan her insanın öğrenmesi ve uygulaması zordur. Bu yüzden olsa gerektir ki, din ve ilmihal kitaplarının vakit ve rekat ilaveleri yaparak tarif ettiği namazları devamlı kılan Müslümanların oranı, bu kadar imam-hatip, kuran kursu, vakıf-dernek, cemaatlerin büyük mali kaynaklar harcayarak yoğun bir şekilde yaptığı “sözde din eğitimine” rağmen %20-30’u geçmiyor. Halbuki bu Müslümanlara, namazın vakitleri, rekatları ve şekli, insan yaratılışına uygun olan KURAN’DA tarif edildiği gibi, uyduruk rivayet ilaveleri yapılmadan öğretilse, daha az bir eğitimle bile bu oranlar çok daha yüksek olacaktır. 

…   KURAN’DA 3 (ÜÇ) VAKİT FARZ SALAT ( = NAMAZ )’ IN İSMİ VE VAKİTLERİ MEVCUTTUR. ALLAH’IN, KURAN’DAKİ farz namazlarını günün vakitlerine göre, namaz vakitlerin başlangıç noktalarına göre isimlendirdiği anlaşılmaktadır. 1 – SALAT-ÜL FECİR (Günün Fecir Vakti Namazı)(Sabah), 2 – SALAT-ÜL VUSTA (Günün Orta/Zuhur Vakti Namazı)(Öğlen), 3 – SALAT-ÜL IŞA (Günün Işa Vakti Namazı)(Akşam). Fecir, Vusta, Zuhur, Işa kelimelerinin anlamları, farklı dil ve kültürlerdeki anlamlarına göre değil, KURAN’DAKİ bağlamlarına bakılarak anlamlandırılmalıdır. KURAN daki bağlamlarına göre FECİR, tan yerinin ağarmasıyla başlıyan andır ki, SABAH namazı olarak bilinen namazın başlangıç vaktidir. IŞA ise güneş battıktan sonra başlıyan andır ki, AKŞAM namazı olarak bilinen namazın başlangıç vaktidir. VUSTA ise orta anlamında olup, güneşin tam tepe noktada yani orta noktada olduğu andır ki, ÖĞLEN namazı olarak bilinen namazın başlangıç vaktidir. KURAN'DA başlangıç anlarına göre isimlendirilip, zikredilen bu farz namazların bitiş anları da açık olarak mevcuttur. Ayetlerdeki,  " ... güneş doğmadan önce TESBİH ET ... (Ta-Hâ 130) " ifadesi Sabah namazının son vaktini,  " ... namazı gasagıl leyl'e/gecenin  karanlığına kadar kıl ... (İsrâ 78) " ifadesi Akşam namazının son vaktini, "... güneş batmadan önce TESBİH ET ..."  ifadesi ise Öğlen namazının son vaktini tarif etmektedir. Rivayetçi ve gelenekçi mezhepler, "... güneş batmadan önce TESBİH ET ... (Ta-Hâ 130) "  ifadesinin ikindi namazının son vaktini tarif ettiğini söylerler fakat o zaman öğlen'in bitiş vakti ile ikindinin başlangıç vaktini KURAN'DA YOKTUR, bulamazlar. Benzer şekilde, " ... namazı gasagıl leyl'e/zifiri karanlığa kadar kıl ..." ifadesinin de yatsı namazının son vakti olduğunu söylerler ama, o zaman da akşamın bitiş vakti ile yatsının başlangıç vaktini KURAN'DA YOKTUR, bulamazlar. Bu durumda namaz vakitlerini RESULULLAH'IN tarif ettiğini rivayet eden uydurma hadisleri devreye sokarak çelişkiye düşerler. ALLAH, RESULULLAH'DA dahil başkasına ibadet etmeyesinz diye, KURAN'DA namaz vakitleri de dahil her şeyi ben açıkladım der, onlar uydurulmuş rivayetleri KURAN'DA bulamadıkları için, KURAN'DA bazı namaz vakitlerinin isimleri, bazılarının başlangıç ve son vakitleri eksik bırakılmış, RESULULLAH tarif etmiş, tamamlamış diyerek ALLAH ile zıtlaşırlar. ALLAH, RESULULLAH elçiden başka değil, dini ben açıkladım, ben tarif ettim, RESULULLAH benim tariflerimi okudu, uyguladı, ilave yapmadı, KURAN'DA anlattığım RESULULLAH'I ve diğer RESULLERİ örnek alın, onun gibi KURAN'I okuyun, öğrenin, uygulayın, ilave yapmayın der, onlar KURAN'DA din eksik tarif edilmiş, RESULULLAH tamamlamış, dini RESULULLAH tarif etmiş, biz KURAN'I anlamadan okur üfleriz,  senin KURANDA tarif ettiğn RESULULLAH'I değil, bu mış-muş rivayetlerdeki Resulullah'ı örnek alacağız derler, NE DEDİKLERİNİ BİLMEZLER.  ALLAH, bu KURAN varken, bu KURAN'DAN sonra hangi HADİSE/SÖZE inanıyorlar diye sitem edip eleştiriyor, onlar ALLAH'IN KİTABINI bırakmışlar, 1400 yıldır üretilen kimin söylediği kesin bilinmeyen mış-muş rivayet ve söylentilerin, hadislerin/sözlerin peşinden koşturuyorlar. ALLAH akıl fikir, hidayet versin demekten başka ne denir ki bunlara. CUMA namazı ise, " ... Cuma günü namaz için çağırıldığınızda, alış-verişi bırakın, ALLAH'IN ZİKRİNE koşun ...", ayet ifadesiyle tarif edilen, Cuma günü, bir iş günü/alış-veriş zaman dilimi içinde  (genellikle güneş doğduktan batana kadarki zaman dilimi) tarif edilen tek farz namaz olan, günün Zuhur/Vusta/Orta vakti kılınan namazdır. Şöyle ki, Cuma günü bizleri, gün içinde alış-verişi ve işimizi bırakıp icabet edeceğimiz tek namaza çağırıyor. Cumanın vakti konusunda da ayrıca tarife gerek kalmıyor. Eğer iş günü içinde ikindi namazı da farz olsaydı, o zaman Cuma günü namaza çağrıldığınız zaman ifadesinde, öğlen veya ikindiden hangisinin Cuma vakti olduğunun da belirtilmesi gerekirdi ki, ayette böyle bir ifade mevcut değil. Ayette, Cuma günü öğlen vaktinde mi yoksa ikindi vaktinde mi alış-verişi bırakıp Cuma namazına katılacağımız belli değil. Bu durumda Cuma namazı gibi müstakil bir ayette emredilen önemli bir namazın vaktini, ALLAH Kuran'da tarif etmemiş eksik bırakmış, Resulullah’ın tercih ve tarifine bırakmış olur ki, bu da ALLAH'IN, namaz vakitleride dahil her şeyi KURAN'DA  açıkladığı, tarif ettiği  RESULULLAH'IN ilave tarif yapmadığı, ayet ifadelerine hâşâ ters düşmektedir. (Cuma 9.10,11). Netice olarak, KURAN'DA İkindi ve Yatsı namazlarının isimleri de vakitleri de tarif edilmemiştir. Belli ki RESULULLAH'IN ikindi ve yatsı vakitlerinde de  namaz kıldığının görüldüğü  rivayetleri, ya farz namaz vakit namazlarını çeşitli nedenlerle geciktirerek bu vakitlerde kılmış olduğunu, ya da isteğe bağlı nafile namazlar kıldığının göstergesidir. Yüzlerce yıl sonradan gelen, mezhep imamları denilen insanlar birçok konuda olduğu gibi namaz konusunda da KURAN'DAN uzaklaşıp, bu doğru-yanlış mış-muş rivayetlere göre hüküm verip, vakit, rekat ilaveleri olan sınıflandırmalar yaparak, 5 vakit farz namaz olarak tarif etmişlerdir. Hatta RESULULLAH'A Miraç'ta, Hz Musa'nın akıl öğretmesi ve tavsiyeleriyle, ALLAH ile namaz pazarlığı yaptırarak, güya ALLAH'IN ilkönce düşünemeyip insan yaratılışına ters, mantıksızca günde 50 vakit emrettiği namazı, Resulullah'ın ümmetinin güç yetiremiyeceğini söyleyip acındırarak 5 vakte indirttiği şelinde hadisler uydurarak, kendi tariflerini traji-komik bir şekilde desteklemeye çalışmışlardır  (BKZ. FİHRİST : SALAT İSİMLERİ + BKZ. FİHRİST : SALAT VAKİTLERİ). KURAN EN DOĞRUYA ULAŞTIRIR. ALLAH DOĞRU SÖYLEDİ.

ŞEKİL : KURAN'DAKİ NAMAZ/SALAT  VAKİTLERİ'nin şematik gösterilmesi/HK

…   KURAN DA NAMAZIN/SALATIN kılınış ŞEKLİ TARİF EDİLMİŞTİR (Nisa 101,102,103). Diğer muhtelif ayetlerde, YÜZÜNÜ MESCİD-İ HARAM’A DÖNEREK(Ankebut 45, Bakara 144), CEMAATLE(Bakara 43), SIRA SIRA SAFLAR HALİNDE(Nur 41), KIYAM’DA/AYAKTA DURARAK(Al-i İmran 39,191,Furkan 64, Şuara 218), YÜKSEK OLMAYAN BİR SESLE(Araf 205, İsra 110), SARHOŞ OLMADAN, GAFLET ETMEDEN, NE DEDİĞİNİ BİLEREK(Mearic 4,5,6,22,23, Nisa 43) ALLAH’I ZİKRETMEMİZİ, ANMAMIZI (Al-i İmran 191, Araf 205, Cuma 9,10,11, Taha 14), KURAN OKUMAMIZI(Ankebut 45), EĞİLİP DOĞRULARAK (Şuara 219,Tur 48), RÜKÛ(Bakara 43,Nisa 101,102,103), SECDE(Furkan 64,Nisa 101,102,103) VE OTURARAK ALLAH’I TESBİH ETMEMİZİ (Allah-u Ekber/Allah en büyüktür, Sünhanallah/Allah eşsizdir/eksiksizdir, Elhamdülillah/Övgü Allah içindir, Sübhane Rabbiy-el âla/Yüce Rabbim eşsizdir/eksiksizdir, Sübhane Rabbiy-el aziym/Yüce Rabbim azametlidir/büyüktür, Rabbenâ lek-el hamd/Rabbimiz övgü sanadır gibi ALLAH’I TESBİH ETME/yücelteme/eşsiz/eksiksiz ilanetme sözleri söylemek)(İsra 111,Kaf 39,40, Nisa 101,102,103, Nur 41,Tur 48) emrederek, ŞEKLİNİ VE REKATLARINI(Nisa 101,102,103) TARİF ETMİŞTİR. (BKZ. FİHRİST : SALAT ŞEKLÎ TARİFİ)

...   NAMAZIN/SALATIN ŞEKLİNİ VE REKATLARINI UYGULAMALI OLARAK Nisa 101,102, 103. ayetlerde TARİF ETMİŞTİR. Bu ayetlerdeki ifadelerden anladığımıza göre; Nisa 101. Ayette “ … SEFERE ÇIKTIĞINIZ ZAMAN, KAFİRLERİN SİZE BİR KÖTÜLÜK YAPMASINDAN KORKTUĞUNUZDA, SALATI/NAMAZI KISALTMANIZDA BİR GÜNAH YOKTUR … “  ifadesinden, savaşta isteyenin KISA, isteyenin de TAM kılabileceği anlaşılmaktadır. Nisa 102. ayette ise bu KISA ya da TAM SALAT/NAMAZ’IN nasıl kılınacağı, şekli tarif edilmektedir. Ayetteki “onlara ES-SALAT’I/O NAMAZ’I ikame ettirdiğin/kıldırdığın zaman” ifadesinden, diğer bir çok ayette emredilen ve tarif edilen, herkes tarafından bilinen o namazı, kıldıran imam olarak RESULULAH’IN 2 (iki) rekât ve TAM kıldığını, iki grup halinde olan, cemaat gruplarından her bir grubun ise,  KISALTILMIŞ 1 (bir) rekat kıldıklarını anlıyoruz. Nisa 103. Ayette ise, kısa kılmış olanların, yani cemaat gruplarının, güvene kavuştukları zaman, namazı tamamlamaları emredilmektedir (Buradan aklımız RESULULAH’IN kıldığı TAM namazın 2 (iki) rekât olduğunu anlıyor). Ayrıca yine Nisa 103. Ayetteki, “ … NAMAZ KILDIĞINIZ ZAMAN/NAMAZ KILARKEN, AYAKTA, OTURARAK, YANLARINIZ ÜZERİNDE TESBİH EDİN … “ anlamındaki “ … FEİZÂ KAZAYTÜM-ÜS-SALATE …”  ifadesini, “namaz kıldıktan sonra yani namazı bitirdikten sonra ayakta, oturarak, yatarken tesbih edin” diye yanlış/hatalı çevirerek, ayete yanlış anlam vererek, ALLAH’IN namaz içinde yapılmasını emrettiği tesbihi, namazdan sonra yapın şeklinde çevirerek,  namazın şeklinin KURAN’DA tarif edilmediğini, namazın şeklini insanların yazdığı hadis ve sünnet kitaplarının tarif ettiğini iddia ederek, Standart tek tarifli KURAN’I safdışı edip, iteleyip-öteliyerek, Müslümanları yalan, uydurma ihtimalli, çelişkili standart olmayan, çok tarifli  hadis ve sünnet rivayetlerine teslim ederek, bir çok mezhep, fırka, tarikat, ve cemaatlere bölüp parçalamışlardır. Halbuki buradaki “FE” ön takısı onların çevirdiği gibi “beağde kazaytüm-üs salate/namaz kıldıktan sonra” anlamına gelmiyor. “ FEİZÂ-KAZAYTÜM-ÜS SALATE ”, “bundan sonra yani önceki ayetlerde tarif edilenlerden sonra/öyleyse/o halde, namaz kıldığınız zaman/namaz kılarken, ayakta/kıyam, oturarak/secdeler arası oturuş ve son oturuş, yanlarınız üzerinde/kol ve bacaklarınızın üzerinde/rüku ve secdede, ALLAH’I ZİKRETMEK/KURAN OKUMAK/TESBİH ETMEK EMREDİLEREK, STANDART 1 REKATLIK NAMAZIN KILINIŞ ŞEKLİ, UYGULMALI OLARAK gayet açık ve net olarak tarif edilmektedir. “FE” ön takısının kullanıldığı diğer KURAN AYETLERİNE bakılırsa, dediklerimiz daha iyi anlaşılır. Bu ayette, emredilen Standart TAM SALAT/NAMAZ uygulamasının, CUMA ve SABAH namazlarında olduğu gibi 2 (İki) rekât, düşman karşısında, tehlikesinde KISALTILMIŞ SALAT/NAMAZ uygulamasının 1 (Bir) rekât olarak tarif edildiği, gayet açık ve net akledilip anlaşılmaktadır. İsteğe bağlı NAFİLE NAMAZLAR için ise, vakit ve rekat sınırlaması yoktur, istendiğinde her zaman, istendiği kadar kılınabilir, gece TEHECCÜT vakti, daha makbul olduğu KURAN’DA birçok ayette ifade edilmektedir (Furkan 64, İsra 79, Müzzemmil1,2,3,4,5,6,7,8,20, Secde 16, Zümer 9). (BKZ. FİHRİST : SALAT ŞEKLÎ TARİFİ + BKZ. SALAT REKÂTLARI)

...   NAMAZ KILARKEN (İKÂM-ÜS SALAT), ne dediğimizi bilerek ve anlayarak, ZİKİR (HATIRLAMA, ANMA), TESBİH (YÜCELTME), DUA (ÇAĞIRMA) ETMEMİZ ve KURAN OKUMAMIZ EMREDİLMEKTEDİR. Yani NAMAZ bir nevî, günün BELLİ VAKİTLERİNDE, ciddiyet, saygı ve huşu ile saf saf dizilip ayakta durarak, eğilip doğrularak, rüku, secde ve oturarak, törensel olarak tekrarlanan, ferdî ya da cemaatle beraber ALLAH'I HATIRLAMA, ANMA, ÇAĞIRMA, YÜCELTME, KURAN OKUMA, KURAN ÖĞRENME ve dolayısıyla DİN VE İBADETLERİ ALLAH'IN KİTABI KURAN'DAN ÖĞRENME EĞİTİMİ ve tatbikatlarıdır. Bu yüzden imam ZİKİR, TESBİH, DUA ve KURAN'IN ORİJİNAL ARAPÇA AYET metinlerini okurken, arkasından müezzin ya da KURAN BİLEN birisinin zikir, tesbih, dua ve ayet anlamlarını, cemaatin anladığı dildeki TERCÜME VE MEALLERİNİ seslendirmelidir ki, cemaat ne dediğini ve ne duyduğunu anlasın, KURAN ile tanışsın, öğrensin, öğüt alsın, devamlı tekrar tekrar hatırlayarak unutmasın.  Bu şekilde dili KURAN okurken veya dinlerken, aklı başka yerlerde dolaşmasın. Eğer salat/namazlar böyle kılınırsa, insanlar doğru dini, doğru şekilde, doğru kitaptan öğrenecek, mevcut okullarda yapılabilecek arapça dil öğrenimi dışında, ilave, kontrolsüz ve yanlış DİN EĞİTİMİ ve KURAN KURSLARINA gerek kalmıyacak, hem yanlış kullanılan zaman, mekan ve mali kaynak israfı olmayacak, hem de her gün NAMAZLARINDA KURAN VE DİN ÖĞRENEN MÜSLÜMANLAR ehliyetsiz kişilerin yanlış yönlendirmelerine itibar etmeyip, paramparça fırka ve mezheplere bölünmeyecektir. İşte bu  SALAT/NAMAZ İNSANI FUHŞİYATTAN/KÖTÜLÜKLERDEN KORUYACAKTIR.

… KURAN’DA KADIN VE ERKEĞE TESETTÜR / ÖRTÜNME EMRİ VARDIR. KADINLARIN, bazı vücut bölgelerinin erkeklerden farklı olarak, ALLAH tarafından ZİYNETLENDİRİLEREK, süslenip, cazipleştirildiği (Al-i İmran 14), CİLBABLARINI (elbise, tunik, gömlek, entari, fistan, ferace, cübbe, pardesü, manto gibi kolları, bacakları ve vücudu örten, dış giysi), kimlikleri TANINIP BİLİNECEK ŞEKİLDE ÜZERLERİNE ALIP, AŞAĞIYA SARKITIP, İNDİREREK (Ahzab 59), CAHİLİYE KADINLARI GİBİ TEBERRÜC ETMEDEN/TEŞHİR ETMEDEN/AÇILIP SAÇILMADAN (Ahzab 33), kollar, bacaklar ve VÜCUTLARININ ÖRTÜLMESİNİ, özellikle CİNSEL ORGANLARI VE BÖLGELERİYLE, ZİYNET YERLERİ olarak tarif edilen GÖĞÜSLERİNİN/GÖĞÜS BÖLGELERİNİN DIŞARDAN BELLİ OLMAYACAK/BİLİNMEYECEK ŞEKİLDE ÖRTÜLMESİNİ EMRETMİŞ, bu bölgeleri BELLİ EDECEK ŞEKİLDE AYAKLARINI YERE VURMALARINI / EDALI, İŞVELİ, CİLVELİ, KIRITARAK YÜRÜMELERİNİ YASAKLAMIŞTIR (Nur 30,31, Ahzab 33). Bu ayetlere göre, Göğüs/göğüs bölgesi/göğüs yırtmacı köprücük kemiğinin altından başladığı için, kadın vücudunda köprücük kemiğinin aşağısını, GÖĞÜSLERİNİ, CİNSEL ORGAN VE BÖLGELERİNİ GÖSTEREN açık-saçık, yırtık-pırtık, dekolte, şeffaf-transparan kıyafetler ve kadın göğüslerini/göğüs bölgelerini ve cinsel organ/cinsel bölgelerini dışarıdan BELLİ EDEN dar streç/pantolonla birlikte dar gömlek/tişört gibi giysi kombinleri TESETTÜR KIYAFETİ DEĞİLDİR. Ancak kadın göğüs ve cinsel bölgelerini dışarıdan belli etmeyecek şekilde pantolon üzerinden örten ve pantolonla birlikte giyilen tunik tarzı rahat, pratik ve modern giysi kombinleri, tesettür kıyafeti olabilir. ERKEKLER için de CİNSEL ORGAN VE BÖLGELERİNİ GÖSTEREN açık/dekolte/şeffaf/transparan kıyafetler ve cinsel organ ve bölgelerini BELLİ EDEN dar/streç pantolonlar TESETTÜR KIYAFETİ DEĞİLDİR. Yani erkeklerin de Cinsel organ ve bölgelerinin görünmeyecek şekilde, hat ve çizgilerinin dışardan belli olmayacak şekilde örtünmesi gerekir. Örtünme ile ilgili Ayetlerden anladığımıza göre, KURAN da " DİNÎ KIYAFET " yada " DİNÎ OLMAYAN KIYAFET " tarifi yoktur. Takke, sarık, şalvar, cübbe, çarşaf, peçe, burka gibi dini kıyafet olarak tarif edilen " ÜNİFORMA KIYAFETLER ", DİNÎ KIYAFET DEĞİLDİR. Sonradan türeyen, din adamlarının, başka din ruhbanlarına özenerek uydurdukları izlenimi veren, eski adet, gelenek ve görenek kıyafetleridir. Bu benim mesajlarıma takılıp kalmayın BKZ. FİHRİST/TERİMLER/KONULAR' dan : ÖRTÜ - ÖRTÜNME konusundaki AYETLERE, yani ALLAH'IN ne söylediklerine BAKINIZ.

… KURAN'DA KADINLARA BAŞINIZI ÖRTÜN DİYE BİR EMİR YOKTUR, Nur 31. AYETTE, ALLAH DİYOR Kİ; “ … HAMR’LARINIZI / ÖRTÜLERİNİZİ ? / BAŞÖRTÜLERİNİZİ ?, CEYB’LERİNİZİN / GÖĞÜSLERİNİZİN / GÖĞÜS BÖLGENİZİN / GÖĞÜS YIRTMACINIZIN ÜZERİNE VURUN / KOYUN ... ”. Ayet ten, herkes açık ve net olarak, kadının ziynet yerlerinden olan CEYB / CÜYÛB / GÖĞÜSLER'İN ÖRTÜLMESİNİN EMREDİLDİĞİNİ anlamaktadır. Ancak, Ayetteki, HAMR / HUMUR kelimesine bazı insanlar ÖRTÜ, diğer bazı insanlar ise BAŞÖRTÜSÜ anlamı vermektedirler. HAMR / HUMUR kelimesinin ÖRTÜ anlamına geldiğini söyleyenler, bu ayetin ÖRTÜ İLE sadece ceyb / cüyûb / göğüslerin / göğüs bölgesinin / göğüs yırtmacı açıklığının örtülmesini emrettiğini iddia etmektedirler. Ayrıca HAMR / HUMUR kelimesi başörtüsü anlamına gelse bile, ayette "başörtüsü ile başınızı örtün" yada "başörtülerinizi başınıza koyun, başınıza örtün" diye bir emir olmadığını, "DARABE" fiilinin anlamının VURMAK / YÜRÜMEK / UZAKLAŞMAK anlamına geldiği için ( BKZ. www.ehlikuran.com, FİHRİST/TERİMLER/KONULAR : DARABE konusu ), örtü yada baş örtüsünün bulunduğu yerden gösterilen yere, yani GÖĞÜSLER üzerine vurulmasının / yürütülmesinin / uzaklaştırılmasının / nakledilmesinin emredildiğini, açık ve net emrin, "ÖRTÜ / BAŞÖRTÜSÜ İLE GÖĞSÜNÜZÜ ÖRTÜN" şeklinde olduğunu, başın değil, göğsün örtülmesinin emredildiğini söylemektedirler. HAMR / HUMUR kelimesinin BAŞÖRTÜSÜ anlamına geldiğini söyleyenler ise, BAŞÖRTÜSÜ İLE başı örtme emrinin BAŞÖRTÜSÜ KELİMESİNİN MANASINDA MEVCUT olduğunu, başın zaten örtülmesi gerektiğini, iddia ederek, tek bir başörtüsü ile hem başın örtülerek, hemde başörtüsünün uçlarını ceyb / cüyûb / göğüslerin / göğüs bölgesinin / göğüs yırtmacı aralığının üzerine vurarak / koyarak / sarkıtarak, örtülmesi gerektiğini söylemektedirler. Başörtüsünün uçlarını göğüs bölgesinin üzerine vurarak / koyarak / sarkıtarak göğüslerini başörtüsü ile örtebilenlere, yani tek bir başörtüsü ile hem başını hem de göğüslerini örtmeyi başarabilenlere helal olsun demekten başka ne denilebilir ki. Ancak akledilip düşünülürse; baş, göğüsten bağımsız, farklı ve hareketli bir bölge olduğu için, sadece tek bir başörtüsü ile hem baş hemde göğsün birlikte örtülmesi pek mümkün görünmemektedir. Baş sağa - sola - yukarı - aşağı hareket ettiğinde göğüs bölgesi açılacak, ALLAH’IN EMRİ, yani GÖĞÜSLER / GÖĞÜS BÖLGESİ / GÖĞÜS YIRTMACININ BAŞÖRTÜSÜ İLE ÖRTÜLMESİ EMRİ, uygulanamayacaktır. Başörtüsü çok büyük tutulup, önden göğüsleri örtecek şekilde bele kadar sarkıtılıp, göğüs bölgesi, başın hareketleriyle açılmayacak şekilde sıkıca sarıldığı zaman da, kolların hareketi kısıtlanıp engellenecektir. Bu da insan fıtratına / yaratılışına ters bir durumdur. İnsanın iş yapabilmesi için, kollarını rahat hareket ettirebilmesi için, boyun ve kolarda eklemler yaratan Allah, insan hareketlerini kısıtlayarak kendisiyle çelişmez mi ? Yani TEK BİR BAŞÖRTÜSÜ ile HEM BAŞIN ÖRTÜLMESİ, HEM DE aynı başörtüsünün uçlarını göğüsler / göğüs bölgesi / göğüs yırtmacı üzerine vurarak / koyarak / sarkıtarak, esas örtülmesi söylenen GÖĞÜS BÖLGESİNİN BİRLİKTE ÖRTÜLMESİ pratikte pek mümkün değildir. Ayrıca ALLAH neden göğüsleri / göğüs bölgesini, illa başörtüsü ile ya da başörtüsünün uçları ile örtmeyi emrederek, tek bir başörtüsü ile sınırlandırsın ki ? Eski arapça sözlüklerde, HAMR / HUMUR kelimesinin, ÖRTÜ / ÖRTÜLER anlamına geldiğinin yazılması, HAMR / HUMUR kelimesinin aslında ÖRTÜ anlamına geldiği, fakat zamanla kültürel değişim geçirerek BAŞÖRTÜSÜ anlamını da kazandığını göstermekte olup bu düşünceyi desteklemektedir. Yani göğüsler / göğüs bölgesi / göğüs yırtmacı, baştan ayrı bir bölge olduğu için, ancak başı örten örtü / başörtüsünden ayrı bir örtü / başörtüsü ile örtülebilir. Zaten pratikte, baş örtüsü ile başlarını örtüp, başörtüsünün uçlarını göğüs bölgesinin üzerine vurarak / koyarak / sarkıtarak örtmeye çalışan kadınlar, baş hareketleriyle göğüs bölgesinin açıldığını görerek, göğüs bölgelerini sadece tek bir örtü / başörtüsünün uçlarını göğüsler / göğüs bölgesi / göğüs yıtmacının üzerine vurarak / koyarak / sarkıtarak DEĞİL, atkı, şal, gömlek, kazak, tunik ve elbise vs gibi ilave BAŞKA BİR ÖRTÜ ile örtmekte olup, bu zoraki yorumların uygulanamaz olduğunu göstermektedirler. Ayrıca KURAN’DAKİ ALLAH’IN EMİRLERİ insan FITRATINA / YARATILIŞINA uygundur (Rum 30). İnsanın zaruri ihtiyaç duyduğu, ana duyu organlarından birisi olan ve çevresindeki sesleri iyi duyabilmesi için, ÇANAK ANTENİ GİBİ KULAK KEPÇESİ yaratan ALLAH, kadınların kulaklarını kapatacak şekilde başlarını örtmeyi emrederek, daha az duymalarına sebep olarak, kendi kendisiyle çelişmez mi? Bu yaratılışa aykırı değil mi ?, Akletmiyorlar mı ? ANCAK, kadınlarda başörtüsünün, KURAN'DA VAR OLAN TESETTÜR / ÖRTÜNME EMRİNİN, karar noktası, simgesi ve temsilcisi haline geldiği de SOSYAL BİR GERÇEKTİR. Yani başını örten kadınların genellikle diğer bölgelerini de örttükleri, başını açan müslüman kadınların çoğunun ise, ALLAH'IN KURAN'DAKİ, "vücudu, göğüsleri ve cinsel bölgeleri, belli etmiyecek şekilde, örtün" ve "vakarlı olun, cahiliye kadınları gibi teberrüc etmeyin / teşhir etmeyin / gösteriş yapmayın / açılıp - saçılmayın " açık ve kesin emirlerine dikkat etmedikleri ve uymadıkları, örtülmesi emredilen bu bölgeleri de pervasızca açtıkları, dekolte giyindikleri, ya da vücut, göğüs ve cinsel bölgelerini belli eder şekilde dar / streç pantolon ve tişört giyerek, ve DÖVME ve ABARTILI MAKYAJLAR YAPARAK DOĞAL GÖRÜNÜŞÜ ve FITRATI/YARATILIŞI DEĞİŞTİRDİKLERİ, müslüman bir kadına yakışmayacak şekilde, gayrı müslimlere özenti izlenimi veren, taklitçi, teşhirci / gösterişçi davrandıkları, çelişkili, traji-komik, düşündürücü bir gerçektir. Bu durum KURAN'DA başı örtme emri vardır diyenleri, hayırlı bir işe vesile oldukları kanaatiyle haklı gibi gösterip, cesaretlerini artırıp, seslerini yükseltip, hakim konuma getirirken, KURAN'DA başı örtme emri yoktur diyenleri, sanki KURAN'DA örtünme emri yoktur, kadınların istedikleri gibi açık - saçık giyinmeleri serbesttir demişler, açık - saçıklığı teşvik etmişler gibi algılanmakta, haksız gibi görünüp, suçlanıp, bir yanlışa alet olabilecekleri düşüncesiyle, gerçeği söyleme cesaretlerini kırmakta, çekingenliğe ve suskunluğa itmektedir. Tabii ki genellikle başını örten kadınların diğer bölgelerini de örtmesi, başını açan kadınların ise diğer bölgelerini de açması olgusu, KURAN'DA OLMAYAN BAŞI ÖRTME EMRİNE, var demek için, gerçekleri tevil edip gizlemek için geçerli bir sebep değildir. Bu kompleks durumun sebeplerinden birisi de, örtünmenin şeklini, orta yolu tarif eden KURAN'DAN değil, insanların yazdığı, insan fıtratına / yaratılışına aykırı, ifrat ve tefritlerle dolu, din kitaplarından yanlış öğrenmeleri, ifrat ve tefritler arasında bocalayıp tepkisel davranarak, orta yolu bulamadıkları ve doğru örtünmeyi anlayamadıklarını ve uygulayamadıklarını düşündürmektedir. Netice olarak, ayetlerden başı örtmenin de emredildiğini anlayarak, ya da kişinin kararsız ve şüpheli olduğu durumlarda temkinli ve takvalı davranmak isteyerek, göğüsleriyle birlikte başlarını da örtmek isteyenler, başlarını da örterler. BAŞI ÖRTMENİN, kulakları kapatıp, duymayı azaltmak ve sıcak mevsimlerde sıkıcı olması dışında kimseye bir ZARARI YOKTUR. O da kişinin kendi tercihidir, kendisini ilgilendirir. Başka kimseleri ilgilendirmez. KİMSE KARIŞAMAZ, başötüsü YASAKLANAMAZ. Yasaklanırsa ZULÜMDÜR. Bu benim mesajlarıma takılıp kalmayın,  BKZ. FİHRİST/TERİMLER/KONULAR : ÖRTÜ - ÖRTÜNME konusundaki ALLAH'IN AYETLERİNE topluca bakınız.

…   KADINLAR EVLERİNİZ DE VAKARLI OLUN. CAHİLİYE KADINLARI GİBİ TEBERRÜC ETMEYİN/TEŞHİRCİ OLMAYIN/AÇILIP SAÇILMAYIN (Ahzab 33). Bu ayetten, kadınlar evlerinizde vakarlı/onurlu/edepli/terbiyeli olun, cahiliye kadınları gibi açık saçık giyinip, cinsel bölgelerinizi ve göğüslerinizi/ziynet yerlerinizi, teşhir etmeyin, belli etmeyin anlaşılmaktadır. Ev içinde, ev halkı arasında, aile içinde de belli mahremiyet kuralları olması gerektiği, aile mahremiyetini bozacak giyim şekli ve davranışların yasaklandığı  gayet açıktır. Ayrıca bazı kilitsiz ve korumasız evlere, kapıyı çalmadan, izin almadan, aniden gelebilecek pervasız insanlara karşı,  açık - saçık teşhirci  kıyafetlerle yakalanmamak için, emredildiği  de anlaşılabilir. KURAN’DA KADINLAR EVİNİZDE OTURUN DİYE BİR EMİR YOKTUR. "Vakarlı olun" kelimesini, "vakarla oturun/zaruri ihtiyaç yokken dışarı çıkmayın" diye yanlış çevirerek, kadınların dışarı çıkmaları, sosyal ve çalışma hayatı  yasakmış gibi gösterilip adeta evlere hapsedilmektedir.

 …   ALLAH’DAN BAŞKA ŞEFAATÇİ Mİ ARIYORLAR (Zümer 43), ŞEFAAT’IN HEPSİ ALLAH’A AİTTİR (Zümer44). Müslümanlar bu ve bunlara benzer otuzdan fazla ayetleri görmüyor, duymuyor, umursamıyor, RESULULLAH'ın, Şehitlerin, ve bazı Âlim ve Evliya dedikleri insanların ŞEFAAT / ARACILIK / KURTARICILIK / KAYIRMACILIK / TORPİLCİLİK / AVUKATLIK YAPACAKLARINI SÖYLEYEN, RESULULLAH'IN HADİSLERİ / SÖZLERİ OLDUĞU RİVAYETLE İDDİA EDİLEN fakat KİMİN HADİSLERİ / SÖZLERİ OLDUĞU BİLİNMEYEN, ORTALIKTA DOLAŞAN TARİHÎ HADİSLERE / SÖZLERE inanıyorlar. ALLAH bu müslümanlara akıl, fikir, hidâyet versin. ALLAH'IN HADİSLERİ / SÖZLERİ KURAN İLE TANIŞMAK, ANLAŞMAK nasip etsin. ALLAH sizi KURAN'DAN SORGULAYACAĞIM diyor. Benim HADİSLERİM / SÖZLERİM olan KURAN'I her zaman ve her yerde ve özellikle NAMAZLARDA OKUYUN, DİNLEYİN, ANLAYIN, DÜŞÜNÜN, ÖĞÜT ALIN diyor. Bunlar, KURAN'I nağme ile okuyup dinleyip ne dediğini bilmeden anlamadan KAPATIYORLAR. ALLAH'IN HADİSLERİNİ / SÖZLERİNİ bırakmışlar, RESULULLAH'IN HADİSLERİ / SÖZLERİ ZANNETTİKLERİ BAŞKA HADİSLER / SÖZLER peşinden koşturuyorlar. ŞEFAAT'İN anlamı KURAN'DA şöyle anlatılıyor. Yüce ALLAH, emirlerini MELEKLERİNİN ŞEFAATİ / aracılığı (Necm 26) ile icra eder, uygular. Örneğin KURAN’I indiren ALLAH’dır, şefaat / aracılık eden RESULULLAH'A getiren CİBRİL adlı MELEK’dir. Yağmuru yağdıran ALLAH’dır, şefaat / aracılık eden MİKAİL adlı MELEK’dir. İnsanları öldüren ALLAH'DIR, şefaat / aracılık eden ÖLÜM MELEKLERİDİR. İnsanları Cennete ya da Cehenneme gönderen ALLAH’dır, şefaat / aracılık eden cehenneme atan MELEKLER’dir. Dolayısıyla O’NUN İZİN VERDİĞİ ŞEFAATÇİLER (Necm 26), O’NUN emirlerini yerine getiren, onun emir ve izniyle, onun işlerine aracılık / şefaat eden, icra eden, uygulayan MELEKLERİ’dir ( Enbiya 26-28, Mü’min 7-9, Necm 26 ). ALLAH ADALETLİDİR. İnsanın işlediği zerre kadar hayır da şer de tartılacaktır (Araf 8,9, Zilzal 6,7), Zerre kadar haksızlık yapılmaz (Nisa 40). ALLAH’ DAN BAŞKA, ŞEFAATÇİ / KURTARICI, kayırmacı, aracı, torpilci YOKTUR. ALLAH, KENDİSİNE ŞİRK / ORTAK KOŞMAYANLARI (Nisa 48,116) ve tartı sonucu günahı sevabından çok olduğu için Cehennemi hak edip, Cehenneme gitmiş olan, fakat bazı konularda ALLAH’IN rızasını kazanmış olan MÜ'MİNLERİ, dilerse ŞEFAAT EDECEK, affedecek, bağışlayacak ve Cehennemden KURTARACAKTIR. ALLAH’ın rızasını kazanmak da, KURAN’da emrettiklerini yapmakla mümkündür. Müslümanlar, Aklınızı başınıza toplayın, DİNİNİZİ, HADİS KİTAPLARINDA YAZAN FAKAT, KİMİN SÖZLERİ OLDUKLARI BİLİNMEYEN BAŞKA HADİSLER'DEN / SÖZLERDEN ve bu tür sözlerle sizi SAPTIRAN, UYUTAN HOCALARDAN !... DEĞİL, ALLAH'IN KİTABI KURAN'DA YAZAN, ALLAH'IN HADİSLERİNDEN / SÖZLERİNDEN ÖĞRENİN. Bu konudaki diğer AYETLERE BKZ. FİHRİST / TERİMLER / KONULAR menüsünden : ŞEFAAT konusu + HADİS konusu )

…   ZİNA’NIN CEZASI, ZİNA EDENLERİN HER BİRİNE YÜZ CELDE/KAMÇI/SOPA VURMAKTIR. RECİM/TAŞLAYARAK ÖLDÜRME DİYE BİR CEZA KURAN’DA YOKTUR. Sonraki alim denilen insanlar, RESULULLAH’IN hadisi – sünneti diyerek İSLAM dinine sokmuşlardır. Oysaki RESULLULAH KURAN’DA OLMAYAN BİR CEZA ŞEKLİNİ UYGULAYAMAZ, UYGULAMAMIŞTIR.

…   DİNDEN DÖNMENİN CEZASI, ALLAH’IN, MELEKLERİN VE İNSANLARIN LANETİ VE EBEDÎ CEHENNEMDİR. TÖVBE EDİP VAZGEÇERSE ALLAH AFFEDER (Al-i İmran 87,88,89,90,91). DİNDEN DÖNENİ ÖLDÜRÜN DİYE BİR EMİR KURAN’DA YOKTUR. Sonraki alim denilen insanlar, RESULULLAH’IN hadisi – sünneti diyerek İSLAM dinine sokmuşlardır. Oysaki RESULLULAH KURAN’DA OLMAYAN BİR CEZA ŞEKLİNİ UYGULAYAMAZ, UYGULAMAMIŞTIR.

…   ALLAH’DAN BAŞKA HELAL VE HARAM KOYAN YOKTUR. Resulullah Allah’ın helal kıldığını haram kılamaz, haram kıldığını da helal kılamaz (Tahrim 1).

…   Görüldüğü gibi KURAN da, İNANÇ – İBADETLER - ABDEST - SALAT ( NAMAZ ) İSİMLERİ, SALAT VAKİTLERİ, SALAT ŞEKLİ, SALAT REKATLARI- SAVM (ORUÇ) - HAC - ZEKAT - KURBAN - ÖRTÜNME (TESETTÜR) - HELAL ve HARAMLAR – SEVAP ve GÜNAHLAR - ÖDÜL ve CEZALAR - CENNET ve CEHENNEM - KADIN ve ERKEK ilişkileri - TİCARİ ve SOSYAL HAYAT -  DÜNYA ve AHİRET HAYATI, yani din ile ilgili HER ŞEYİ DETAYLI OLARAK ALLAH TARİF ETMİŞTİR. Kendisinden başkasının tarif etmesine izin vermemiş ve ihtiyaç bırakmamıştır.

   Ben, din ile ilgili aklıma takılan her sorunun cevabını KURAN da buldum, ancak KURAN ile ikna oldum, tatmin oldum. KALPLER ANCAK ALLAH’IN ZİKRİ (KURAN/ANMA/HATIRLAMA) İLE TATMİN OLUR (Rad 28). Sizler de din ile ilgili aklınıza takılan her sorunun cevabını, bu DERLEME FİHRİST  çalışması aracılığı ile kolayca KURAN da bularak ikna ve tatmin olabilirsiniz. Aklınıza takılan konu veya terim ile ilgili maddeye tıkladığınızda, ORİJİNAL AYET METİNLERİ + KELİME ANLAMLARI + TELAFFUZ VE OKUNUŞLARI + 5 TANE TÜRKÇE KARŞILAŞTIRMALI MEAL + 2 TANE İNGİLİZCE KARŞILAŞTIRMALI MEAL, hepsi bir arada, önünüzde olduğu için, aklınız + arapçanız + birikiminiz + gayretiniz + samimiyetiniz + nasibiniz nisbetinde, sizlerden yıllarca gizlenenleri, bağlamından koparılmış yanlış kelime anlamlarıyla yapılan yanlış meal ve yorumları fark edebilir, en doğrusuna ulaşabilirsiniz. KURAN’IN EN DOĞRUYA ULAŞTIRDIĞINI, Allah’ın dininin öğrenilmesinin ve yaşanmasının KOLAY ve pratik olduğunu, profesyonel-meslekî uzmanlık isteyen bir çaba gerektirmediğini ve İNSAN YARATILIŞINA UYGUN ve doğal olduğunu görebilirsiniz. Sonradan yazılan din kitaplarının ve bu kitaplardan öğrendikleriyle, bilgiçlik taslayarak sizlere din öğretmeye kalkışan kişilerin, yaptıkları helal, haram, farz, sünnet, vacip, mekruh, müstehap, mendup vs gibi sınıflamalar ve özel törenler ilave ederek dini ne kadar detaylandırıp, zorlaştırdıklarını ve özel profesyonel-meslekî uzmanlık isteyen bir çaba gerektirecek dercede zor öğrenilir ve zor yaşanır ya da pratikte yaşanamaz bir hale getirdiklerini görebilirsiniz. Böylece dininizi, sonradan yazılan tarih, menkıbe, hikaye, hurafe, rüya, adet, gelenek-görenek, dedi-kodu ve kişilerin şahsi fikir ve görüşleriyle dolu, hangisinin doğru hangisinin yanlış olduğunu bilemediğiniz, hepsinin okunması ve öğrenilmesi zor ya da imkansız yüzlerce-binlerce çelişkili din kitaplarından, yada birinin dediği diğerini tutmayan, hoca - alim - veli - evliye - ermiş - mübarek vs etiketli, KURAN’ı anlamadan sadece sevap kazanmak amaç ve söylemiyle telaffuz ederek okuduğu için KURAN’I BİLMEYEN, eskilerden ve atalarından öğrendikleri GELENEKSEL ATALAR DİNİNİ, sizlere ALLAH’IN DİNİ diye anlatarak, bilgiçlik taslayan, sözü dinlenir saygın bir adam havası veren, kendilerine  maddi - manevi makam, mevki, payeler vererek, adeta ruhban sınıfı oluşturan hoca-âlim-şeyh-evliya etiketli insanlardan değil, bizzat ALLAH’ dan, yani değişmeyen, çelişkisiz ve en doğru bilgiler içeren tek bir kitaptan, yani KURAN’dan öğrenebilirsiniz. KURAN zordur, açık değildir, herkes anlayamaz diyerek sizleri KURAN dan soğutan, ürküten, uzaklaştıran, KURAN da namaz vs ibadetlerin açık tarifleri yoktur, eksiktir diyerek, kendilerinden ya da yazdıkları, sizlere sattıkları din kitaplarından öğrenmeye çağıran, mecbur ve mahkum eden, bilerek yada bilmeyerek yalan söyleyen, ALLAH’a ve RESULULLAH(AS)’a iftira atan, kendini âlim zanneden bu KURAN GAFİLLERİNE; yada kafasındaki günün modası şahsi fikir ve görüşlerine uydurduğu KURAN ayetlerini, yada ayetin bir kısmını bağlamından koparıp, çekip alarak, kafasındaki şahsi ideolojik fikir ve görüşlerini sizlere Kuran meal veya tefsiri diye anlatanlara; yada Müslümanlığı bu yanlış kaynaklardan tanıyarak ya da hiç tanımadan nefsî arzularına uyarak, inkar eden, dar görüşlü, önyargılı İNKARCILARA, gerekli cevapları, hepsi bir arada ve kendi bağlamında EN GÜZEL SÖZ OLAN, ALLAH’IN SÖZLERİ, KURAN AYETLERİ ile vererek BEYAN ve TEBLİĞ görevinizi  yapabilirsiniz. Edindiğiniz bu doğru bilgileri, eğer hayatınıza tatbik edebilirseniz, inancınızın arttığını, düşünce dünyanızın gelişerek kararlı ve istikrarlı bir yapı kazandığını, Müslüman kimliğiniz ve kişiliğinizin güçlendiğini, Allah’a ve kendinize güveninizin arttığını, hoca-âlim vs etiketli ruhban sınıfına  muhtaç ve mahkum olmadan arapça dil  bilgisi ve KURAN'dan başka hiç bir şeye ve hiç bir kimseye ihtiyaç duymadan, kolay olan İSLAM dinini öğrenip yaşayabilen bir Müslüman haline geldiğinizi, beden ve ruh sağlığınızın daha da iyileştiğini, huzur ve mutluluk oranınızın arttığını, Kuran ile tanışan, KURAN BİLEN BİR MÜSLÜMAN olduğunuz için ne kadar şanslı bir insan olduğunuzu görebilirsiniz.

   Sitemizin hiçbir ticari gayesi yoktur. Tek gayemiz, Allah’ın lütfedip, tenezzül edip, bizleri muhtap alıp, bize indirdiği ve açıkladığı, din kaynağımız, ahirette sorulacağımız / sorgulanacağımız, yüce kitabımız KURAN’I, ÖRNEĞİMİZ VE ÖNDERİMİZ MUHAMMED RESULULLAH(AS) gibi, orijinal birincil kaynak olan KURAN’dan öğrenmek için, herhangi bir konudaki ilgili ayetleri bir arada, akıl ile düşünerek, karşılaştırarak OKUMAK, ANLAMAK, YAŞAMAK, BEYAN ve TEBLİĞ etmek isteyenler için, birbirini açıklayan ayetleri bir araya toplayarak, ulaşılmasını pratikleştirip, kolaylaştırarak, imkan oluşturmak, böylelikle  Allah’ın kitabına ve dinine hizmet ederek rızasını kazanmaktır.